EKONOMİDE GERÇEKLERLE YÜZLEŞME ZAMANIMIZ GELDİ


ANSİAD 2013 faaliyet yılı 15.Olağan Toplantısına Ekonomi Yazarı Mustafa Sönmez konuk oldu.

“TÜRKİYE'YE YABANCI SERMAYE GİRMİYOR, ASLINDA BİZ BORÇ ALIYORUZ”

Antalya Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (ANSİAD)  15. Olağan Toplantısı Su Hotel'de gerçekleştirildi. Yurt Gazetesi ve Hürriyet Daily News Gazeteleri'nin ekonomi yazarı Mustafa Sönmez; “Son 10 yılda Türkiye Ekonomisinde Büyüme ve Sürdürülebilirlik Sorunu”  konusunda bir sunum yaptı. Sönmez, “Bizde sorunun temel kaynağı yabancı sermaye girmiyor, aslında biz borç alıyoruz” dedi. Bu cari açık ve dış borçla büyümenin olamayacağını söyleyen Mustafa Sönmez:  “Bugüne kadar hep işin kolayına kaçıp doğrudan yabancı sermayeyi zorlamamışız. 'Gel borsaya gir, para kazan, al götür' demişiz. Bu yüzden 10 yıldır Dolçe Vita hayatı sürdük. Kendimizi kandırdık. Artık gerçeklerle yüzleşme zamanımız geldi” dedi. Sönmez, Türkiye'nin ekonomisi en kırılgan birinci ülke olduğunu da belirterek, “Türkiye'ye borç yaratan sermaye geliyor” dedi.

ANSİAD üyesi A.Orhan Oflaz'ın başkanlığını yaptığı toplantıda konuşan yazar Mustafa Sönmez, Türkiye Ekonomisi'nin son 30 yılda (1980-2012) pastasını büyüttüğüne dikkat çekerek, bu büyümede en büyük payın da yüzde 48'le son 10 yıla ait olduğunu dile getirdi. Aslında Türkiye'nin 2000'li yılların başında farklı bir Türkiye olduğunu, bu yıllarda sadece Türkiye'nin değil dünyanın global bir kriz yaşadığını anlattı. Sönmez değerlendirmelerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye'nin dış dünyaya açılması 2000 yılında başlıyor. İhracat ve ithalatın artışı ile biz ilk kez 2000 yılında cari açıkla tanışıyoruz. 2009 Yılına kadar artan, kısa bir duraklamanın ardından tekrar artışa geçen milli gelirle birlikte Türk Ekonomisi de dışa açılarak büyüyor. 1980-2012 döneminde 667 milyar dolarlık ihracatımıza karşı 1.083 milyar dolarlık ithalat gerçekleşiyor. İthalatla, ihracatın oranı yüzde 55-60'lar düzeyinde ve bunun adı cari açık.”

Son 10 yılda Türkiye'nin dış dünyaya daha entegre olduğuna dikkat çeken, aslında bu durumun 2000 yılı sonrasında yükselen ülkelerin hepsinde olduğunu da söyleyen Mustafa Sönmez, “Bize parmak ısırtan 2000'li yıllar Türkiye'ye özgü değil. Dünya ekonomisi de aynı büyümeyi yaşadı. Mal ve sermaye ihracatı arttı. Özellikle yabancı sermaye Türkiye ve yükselen diğer ülkelere aktı” dedi.

“Ekonomi iç değil dış kaynakla büyüyor”

Yabancı sermayenin Türkiye ve yükselen ülkelere iki yolla girdiğini anlatan Sönmez, “Birincisi Yeşil yatırım dediğimiz doğrudan gelen, ülkede fabrikalar kuran, yatırım yapan, istihdam yaratan, üreten sermaye, ikincisi ise sıcak para dediğimiz, parasını getirip TL'ye çevirerek, hangi yatırım aracı çok veriyorsa örneğin borsaya yatırıp, ya da Devlet tahvili alarak kar ettikten sonra tekrar dövize çevirip çekip giden sermaye. Bu yöntemle biz ekonomimizin büyüdüğünü sanıyoruz. Aslında ekonomi büyüyorsa da iç değil, dış kaynakla büyüyüp küçülüyor” dedi.

Türkiye 2001'de ciddi bir kriz yaşadı

Ekonominin mevcut üretim, ihracat ve ithalat rakamları ile cari açık veren ve dışarıdan mutlaka sermaye ihtiyacı duyan bir ekonomi haline geldiğine dikkat çeken Sönmez, 2001 krizinde yaşananları da şöyle anlattı:

“2001 krizinde İMF akıl verdi. 'Dövizi sabit tutun enflasyon düşecektir. Ekonomi istikrara dönecektir' dedi. Uyguladık, ithalat arttı, cari açık ortaya çıktı. Enflasyon arttı. Yabancı sermaye kaçtı. Bununla da kalmadı fark edildi ki; çürük bir banka sistemi var. Bankaların içi boşaltıldı, olanlar oldu ve Türkiye tarihinin en ciddi krizini yaşadı. O zaman asıl sorunun kamu maliyesi olduğu anlaşıldı ve ciddi bir kamu açığı ortaya çıktı. 2001 Krizi; İMF ile yapılan anlaşma, Kemal Derviş'in gelişi ile banka sistemi elden geçirildi. Banka operasyonları yaşandı. İkinci olarak kamu maliyesi elden geçirildi. Özelleştirmelerle kaynaklar kısıtlandı. Devlet yatırımdan çekildi, kısıtlamalar oldu ve mali disiplin sağlandı.”

Bir ülkede kamu maliyesinin güçlü olmasının yabancılara güven verdiğine, aksi halde yabancıların yatırım yapmayacağına dikkat çeken Sönmez, “Daha sonra iktidara gelen AKP de bu krizi iyi yönetti. Bütçe açığı azaltıldı. Türkiye kamu maliyesinin yarattığı krizden mali disiplini yakaladı. Çok adaletsiz de olsa dolaylı vergiler artırıldı, harcamalar kısıtlandı. KİT'lerden başlayarak ciddi özelleştirmeler yapıldı. Açıklar kapandı, kamu yatırımlarından vazgeçildi. Kamu transfer ve cari harcama yapıyor. Bütçe açığı düşünce borç stokları zaman içinde azaldı. Kamu borçlarının milli gelire oranı yüzde 76'lardan yüzde 46'ya indi. Ve yabancılara kamu açığımız da yok, bütçe açığımız da gelin yatırım yapın demeye başladık” şeklinde konuştu.

Türkiye'ye borç yaratan sermaye geliyor

Kriz yönetimindeki başarıya rağmen Türkiye'ye doğrudan sermayenin gelmediğini, bu sermayenin kriz sonrası Çin ile Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Güney Afrika'ya yöneldiğini öne süren Mustafa Sönmez konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Maalesef Türkiye'ye borç yaratan sermaye geliyor. KİT'leri ve bankaları satın almaya geliyor. Sıfır yatırım yapıyorlar. KOÇ grubu keşke Tüpraş'ı almasaydı da verdiği para ile yatırım yapsaydı, üretim ve ihracat yapabilen, istihdam yaratabilen en önemlisi rekabet edebilen yatırımlara ihtiyacımız var. Bu yapılanmanın en önemli sonucu ihracatın azalarak ithalatın yükselmesidir. Dış girdi kullanan bir ekonomi haline geldik. İthalatın üçte ikisi ithal girdi ile sağlanıyor. İhracatımızın kimyası da bozuldu. Şimdi cari açığı turizm gelirleri ile kapatmaya çalışıyoruz.”

Türkiye borçla büyüyor

Son yıllarda rakamlara bakarak Türkiye'nin ekonomide büyüyen ve yükselen ülkeler arasına girdiğine dikkat çeken Sönmez, “Türkiye sonuçta büyük bir borç yükünün altına girdi. Başka bir ifade ile borçla büyüyoruz. Eskinin kamu borçları özel sektöre geçti. Şu anda Türkiye'nin borcunun üçte ikisi özel sektöre üçte biri kamuya ait” dedi.

Dünyada yeni bir dönem

ABD Merkez Bankası FED'in eylül ayından itibaren yeni kararlar aldığını ve tahvil alımını azaltması ile birlikte yabancı sermayenin yönünü ABD'ye çevirdiğini söyleyen Mustafa Sönmez, “Artık dış kaynakla büyüyen ekonomilere sermaye girmeyecek. Bizde bu çekilme Mayıs ayından itibaren başladı. Türkiye farklı bir iklime girdi. Sermaye girişi yeniden sağlanamazsa Türkiye çok ciddi değişim yaşayacaktır. İlk dört ayın rakamlarına bir bakarsak; İlk dört ayda cari açık 24, ikinci dört ayda 20 milyar dolar, sermaye girişi ilk dört ayda 44, ikinci dört ayda ise 2,7 milyar dolar. Şimdi ortaya çıkan bu açığı yastık altı ile çözmeye çalışıyoruz. Çok zor” diye konuştu.

Türkiye en kırılgan ülke

Uluslararası platformda Türkiye'nin ekonomisinin kırılgan ülkeler sıralamasında birinci olduğunu Türkiye'yi Romanya ve Latin Amerika ülkelerinin izlediğini tablolarla gösteren Sönmez, “CDS (Alacağın sigorta ettirilmesi) göstergesinde de Türkiye yüksek riskli ülkeler arasında sayılıyor” dedi.

Türkiye'nin bu sancılı günlerin bedelini ileride ödeyeceğini öne süren Sönmez konuşmasını şöyle tamamladı:

“Cari açık ve dış borçla büyüme olmaz. Türkiye üreten ekonomiden, tüketen ekonomiye döndü. Türkiye böyle giderse yüzde 2-3'lük büyümeye takla atacak. Bugüne kadar hep işin kolayına kaçıp doğrudan yabancı sermayeyi zorlamamışız. 'Gel borsaya gir, para kazan, al götür' demişiz. Bu yüzden 10 yıldır Dolçe Vita hayatı sürdük. Kendimizi kandırdık. Artık gerçeklerle yüzleşme zamanımız geldi. Döviz hovardalığından kurtulmalıyız. İstanbul merkezli ekonomiden vazgeçmeliyiz. Türkiye özellikle tarım ve sanayide yeniden katma değeri yüksek ürün üreten ülke olmalıdır. Türkiye, bu hükümet istemiyor ama yüzünü AB'ye dönmek zorundadır. AB'ye girmezsek yabancı taşlar yerine oturduğunda hiç gelmeyecek.”

Üyelerden gelen soruları da cevaplandıran Sönmez'e toplantı anısına ANSİAD Başkan Yardımcısı Abdullah Erdoğan, Toplantı Başkanı Orhan Oflaz ile birlikte plaket verdi.