ANSİAD'IN 2.DÖNEM TOPLANTILARI BAŞLADI


PROF. SAMİ SELÇUK; “BU MECLİS ANAYASA YAPAMAZ”
Antalya Sanayici ve İşadamları Derneği (ANSİAD)ın 2013 yılı 2. dönem toplantıları emekli Yargıtay Başkanı ve Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sami Selçuk'un katılımı ile başladı.

Toplantısı öncesi firma tanıtımı bölümünde, Macit Günel sahibi olduğu Kaş-pa Gıda San. Ltd. Şti'ni tanıttı. Günel sunum eşliğinde şirketi ile ilgili faaliyetlerini anlatarak, 1992 yılından beri beyaz et sektöründe faaliyet gösterdiklerini söyledi.

Su Hotel'de akşam yemeğinin ardından, Antalya Eski Milletvekili ve ANSİAD Haysiyet Divanı Üyesi Hüsnü Çöllü'nün başkanlık yaptığı toplantıda konuşan eski Yargıtay Başkanı ve Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sami Selçuk, “Türkiye'de Demokrasi ve Hukuk” konulu bir sunum yaptı.

“Bu iki sözcük hayatımız için önemli: Demokrasi ve Hukuk... Ben yıllardan beri bu iki sözcüğü arıyorum, bulamadım. Bulabileceğimi de sanmıyorum” diyerek sözlerine başlayan Selçuk,  bunun nedenleri üzerinde durmak gerektiğini hatırlatarak, “Bakınız her siyasi parti muhalefette iken dikta Anayasa'sının değişmesi gerektiğini, hele Siyasi Partiler Yasası'nın ve seçim barajının kaldırılması gerektiğini söyler, iktidara geldiğinde vazgeçer. Bunu yaptığı için de seçmen tarafından cezalandırılmaz. Geriye baktığınızda bu iki sözcüğün Batıda önemli işlevleri olduğunu görürsünüz” dedi.

“BİZDE DEMOKRASİ TEPEDEN GELDİ”
Ne hukuk ve ne de Demokrasi'nin bir çırpıda gelemeyeceğini savunan Prof. Dr. Sami Selçuk, “Demokrasi ve Hukuk bizde Batının tersine tepeden gelmiştir, aşağıdan değil” dedi. Demokrasilerde bireyle Devlet ilişkilerini Çin'den ve Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Demirci Mehmet Efe'den iki örnekle anlatan Selçuk, “Demirci Mehmet Efe'nin Eğirdir'e bir gelişi vardır... Efe'nin yanında Halide Edip Adıvar da var. Halk korkmuş ve evlerine saklanmıştır. Efe buna kızar. Emir verir ve 'İlk karşınıza çıkanı asın, ki geldiğimizi anlasınlar' der. Gerçekten de eşeği ile her şeyden habersiz gelen bir çobanı asarlar. Halide Edip karşı çıkar ama nafile. Ve Efe Halide Onbaşı'ya 'İnsanlar ya ilimle, ya da zulümle yönetilirler. Bende ilim yok' diye cevap verir” diye konuştu.

Prof. Dr. Sami Selçuk, Kurtuluş Savaşı'ndan çıkan Türkiye'de Atatürk'ün önce Cumhuriyet'i kurduğuna dikkat çekerek “Cumhuriyet Demokrasi’ye en yakın olduğu için Atatürk özel olarak seçmiştir. O'nun Padişah olmasını isteyenler de vardır ama o Cumhuriyeti seçmiştir. Atatürk Cumhuriyeti kurmuştur ama halkın bu konuda ne katkısı ne de emeği vardır. O yüzden Türkiye'de bireylerle Devlet arasında gerilim hep süregelmiştir” diye konuştu.

Demokrasi ve hukuk konusunda eleştirenler olsa bile Batıyı taklit etmenin suç olmadığını söyleyen Selçuk, Batı'nın Anadolu'da yetişen buğdayla 900 yıl sonra tanıştığını, Atina'da insanların daha çok şey öğrenebilmek için İskenderiye'ye gittiğini hatırlatarak, şöyle devam etti:
“Dünyanın en büyük beş üniversitesi 12. yüzyılda kurulmuştur. O yüzden bizim Ortaçağ dediğimiz bu yüzyıl Üniversiteler yüzyılıdır. Dünyanın en iyi katedralleri o çağda kurulmuş.  Matematik olmasa o katedralleri yapamazsınız. O çağda dünyanın ilk parlamentosu İngiltere'de kurulmuş. Rusya'nın Duma'sından İspanya'nın Kongresi'ne kadar yerel yönetimler seçimle işbaşına gelmeye başlamış. Yeniçağ'a geliyoruz. Matbaa bulunuyor. Kitaplar basılıyor. Aydınlanma yüzyılı başlıyor.  O dönemin en önemli düşünürü Kant; ilk kez ahlaktan söz ediyor ve etik kuralları oluşturuyor. Bu çağ idealist bir çağ. 19. yüzyıl maddeci, 20. yüzyıl sentez yüzyılı. Bütün bu olup bitenler Osmanlı'nın yanı başında oluyor. Araplar bile bu dönemde ilim adamları yetiştiriyor. Osmanlı'ya bakıyoruz; gerçekten büyük bir devlet. Tarihçilerin hepsi padişah yalakası olmuş, tarihi bile doğru dürüst yazmıyorlar. İlk kez bir Viyanalı Osmanlı'nın tarihini doğru yazmaya başlıyor. Anlaşılıyor ki, Osmanlı'nın tarihi yasaklarla dolu. En aydın Fatih Sultan Mehmet. 1453'de İstanbul'u almış, ardından Macaristan'da yenilmiş, tarih bu yenilgiden söz etmiyor. Yavuz Sultan Selim Müslümanların kitap yazmasını yasaklıyor, ama azınlıklara serbest. O dönemde iki büyük Hukukçumuz var. Biri Ebussud Efendi, diğeri Ahmet Cevdet Paşa. Tarihte övgü ile bahsedilen Ebussuud Efendi Padişahı ikna ederek, Fen derslerini kaldırıp, din derslerine ağırlık verilmesini sağlıyor. Osmanlı'da eşitlik kavramı tarif edilmiş ama uygulayan yok.  Abdülaziz'in tam 2500 karısı var. Dehşet. Bunların süs eşyalarına para yetmiyor. Bunları Ahmet Cevdet Paşa yazıyor. Para yetmeyince koca Devlet tefecilerden para alıyor. Bunları niye anlatıyorum? İşte geçmişimiz bu. Böyle bir ülkede demokrasi ve hukukun geride kaldığı anlaşılıyor. Bunları bilir ve öğrenirsek hiç değilse tarih tekerrür etmez.”

“KANUNLARI ALIYORUZ AMA DİLİMİZE ÇEVİREMİYORUZ”
Batı'nın hazırladığı yasaları aldığımızı, ancak uygulamada bunları düzgün tercüme edemediğimiz için hatalar yaptığımızı anlatan Prof. Dr. Sami Selçuk, “Hukuk Fakülteleri kuruyoruz, gençlere bu yanlış bilgileri öğretiyoruz. Yasaları almışız ama kök ve gövde orada kalmış. Hakimler de bu yasaları uyguluyor” dedi. Japonya'nın da hukuk devrimi yaptığını, batıdan aldığı yasaları uygulayarak olanları önce eğittiğini söyleyen Selçuk, bizde yasaların tartışılmadan meclisten geçtiğini de hatırlatarak şunları söyledi:
“İsviçre Ceza Yasası tam 40 yılda, Fransız Ceza Yasası 18 yılda, İspanyol Ceza Yasası 32 yılda yapıldı. Bu nasıl bir bilinçsizliktir ki, bizim Ceza Yasası 152 oturumda tamamlandı ve yasalaştı. Bunu duyan bir İtalyan meslektaşım, aynen 'Türklerin elinde İtalyan Ceza Yasası maalesef yozlaşmıştır' dedi.”

“ÜNİVERSİTELERİMİZ ÖZERK DEĞİL”
Türkiye'de hukukçu yetiştiren üniversitelerin bile araştırma yapamadığını, üniversitelerin mutlaka değişmesi gerektiğini söyleyen Selçuk, “Ben Kadı mıyım? Yargıç mıyım? karar veremiyorum.  Türkiye'de araştırma yapan üniversiteler yerine, liselerin devamı gibi üniversitelerimiz var. Bunun artık değişmesi lazım. En önemlisi Üniversitelerimiz özerk değil. Üniversitelerimizin özerk olduğunu söyleyebilecek biri var mı?  12 Eylül'ün getirdiği sistem devam ediyor. Olaylar oluyor, üniversiteler konuşamıyor.  Çekiniyorlar, çünkü özerk değiller. Üniversiteler dedikodu yeri değil, düşüncenin ortaya çıktığı yerdir” dedi.

BİLİMİN MİLLİ'Sİ OLMAZ
Her baklan geldiğinde Milli Eğitim'in değiştiğine dikkat çeken Sami Selçuk, “Bir defa Milli Eğitim'in adı yanlış. Beni Devlet neden eğitiyor? Bilimin millisi olmaz. Biyolojinin millisi olmaz. Olsa olsa Hitler Rejiminde vardır. Bakanlığın Talim ve Terbiye Dairesi var. Yahu kışla mı burası? Kavramların artık değişmesi lazım” dedi. İnanç alanının çürütülemeyeceğini söyleyen Selçuk şöyle devam etti:
“TÜBİTAK gibi bir kurum, Darwin ile karşı karşıya geliyor. İnanç alanı çürütülemez. Cennet- Cehennemin olup olmadığını kanıtlayamazsınız. Siirt'de bir ev yandı. Alparslan Üniversitesi'nde bir İlahiyat Hocası üstelik Profesör yangını cinlerin çıkardığını söyledi. Bir ilahiyatçı arkadaşıma sordum: 'Bu nasıl bir şey?' diye. 'Takma kafana' dedi o, uyduruk bir prof' Peki o uyduruk da koca valiye ne demeli? Ardından Siirt Valisi bu aileyi İstanbul'da cinleri kovalayan hocaya göndereceğiz, masraflarını da Valilik olarak karşılayacağız' diye açıklama yaptı. Bu cinler periler ilkel dönemlerin öncesinden kalma. Bir Vali hangi çağda yaşadığını sanıyor acaba?”

ANAYASA MESELESİ
“Anayasa yeniden yapılacak, kim yapacak, kimin için yapacak? Bu Meclis mi yapacak?” sorusunu yönelten Prof. Dr. Sami Selçuk, “Ben 'Hayır' diyorum. Anayasa uzlaşma komisyonu kurdular. Yüzde 100 katılım da olsa, yürürlükte iki Kanun var. Birincisi yüzde 10 barajı. İnsanlar sandığa gidiyor. Benim parti bu barajı geçemez oyum boşa gitmesin diye kendisine en yakın gördüğü başka bir partiye oy veriyor. Bu halkın iradesi mi? İkincisi Karşınıza bir oy pusulası koyuyorlar. 15 aday var. Ben bunlardan beşini beğenmiyorum, çizmek istiyorum. Ama çizemiyorum, yoksa oyum iptal olur. Bu mu yoksa halkın iradesi? Peki bu listeyi kim seçti? Genel başkan. Bu insanlar yarın seçildiklerinde genel başkanının karşısında özgür olabilir mi? Bir de bunların içinde Anayasa hocası var. 'Benim şahsi görüşüm başka, resmi görüşüm başka diyor” dedi. Hiç bir meclisin böyle bir yöntemle halkın iradesini yansıtamayacağını iddia eden Selçuk Anayasa ile ilgili görüşlerini şöyle açıkladı:
“Her parti kendi Anayasası'nı yapmak istiyor. Dostlar alışverişte görsün. Öncelikle Anayasa'yı hangi toplum için yaptığınız önemli. Toplumun yapısına bir bakın. Birincisi tarih bilinciniz yok. Bir Vali kalkıyor 'rüzgarı kesiyor' diye surları yıkıyor. İkincisi Yurt bilinciniz yok. Bir ülke düşünün ki, hem portakal, hem elma, hem muz yetişiyor. Bu zengin topraklarda zehirli variller çıkıyor, İki gün tartışılıyor ve unutuluyor. Üçüncüsü Dil bilincimiz yok. Bunları yerleştirirsek ulus olabiliriz. Ama yine de uygar bir ulus olamazsınız. Sanat ve hukuk bilinci olmadan uygar ulus olunamaz. Bir Cumhurbaşkanı çıkıyor' Anayasa bir kez delinmekle bir şey olmaz' diyor. Yasayı çiğnemek maharet mi? Bu sözde Hukuk bilinci var mı? O yüzden bu ulusa uygun bir Anayasa yapmak çok kolay. Tarafsız bir Kurucu Meclis kurulur ve Anayasa yapılır. Bunu yıllardır söylüyorum kimse kulak asmıyor. Ben bu Anayasa'nın Gayrimeşru olduğunu bir kez daha ilan ediyorum. Bu Darbe Anayasa'sı halkın iradesini ifade etmemektedir.”

RESMİ DİL ÇOĞUNLUĞUN DİLİDİR
Sami Selçuk, “açılım ve anadil sorunu nasıl aşılabilir?” şeklindeki bir soruyu yanıtlarken, de “Benim Ana dilimi kimse yasaklayamaz. Ama devletin eğitimdeki resmi dili tektir, ortak dildir. İnsanların konuştuğu hangi dil baskınsa, hangisi çok konuşuluyorsa o seçilir. Bu sorun bilimsel olarak çözülür. Bu işi kızıştıran maalesef siyasiler” dedi. “Başbakan bir Meclis Başkanını azarlayabilir mi? Bu ülke bunu da yaşadı” şeklindeki bir soru üzerine Selçuk “Ben olsam ben de azarlarım. Çünkü onu milletvekili ben seçtim. Meclis başkanı ben yaptım. Azarlarım. Bu tür sorunların çözümü seçim sisteminin değişmesindedir” şeklinde yanıt verdi.

Soru-cevapların ardından ANSİAD Başkanı Ali Eroğlu, konuk konuşmacı Prof. Dr. Sami Selçuk'a günün anısına bir plaket verdi ve teşekkür etti.