DAYATMACI DEĞİL, KATILIMCI VE UZLAŞMACI BİR ANAYASA


ANSİAD'ın düzenlediği panelde yeni Anayasa tartışıldı. Anayasa hocalarının ortak fikri:

“DAYATMACI DEĞİL, KATILIMCI VE UZLAŞMACI BİR ANAYASA”

Antalya Sanayici ve İşadamları Derneği (ANSİAD)ın 2013 faaliyet yılı 5.olağan toplantısında “Türkiye'de Yeni Anayasa Tartışmaları” konulu bir panel düzenlendi. Panelde konuşan Anayasa Hukuku uzmanları ortak bir noktada buluştu: “Yeni bir Anayasa'ya ihtiyaç var. Çünkü 1982 Anayasası, 18 kere değişti, kırk yamalı bohçaya döndü, buna rağmen toplumsal sorunlara çare olmadı. Ancak yeni Anayasa dayatmacı değil, katılımcı ve uzlaştırıcı olmalı” dediler. Doç.Dr.Yanık ve Doç.Dr.Karagöz; “Uzlaşmacı bir Anayasa taslağı hazırlanır, tartışmaya açılır, müzakere ederseniz herkesin kabul ettiği bir Anayasa olmayabilir ama en iyisi olur” dedi.

Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç Dr. Nihat Kanbur'un moderatörlüğünde düzenlenen panele İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Öğretim üyeleri Doç.Dr.Kasım Karagöz ile Doç.Dr.Murat Yanık konuşmacı olarak katıldı. Paneli ANSİAD Üyeleri yanında Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal, Cumhuriyet Savcıları Ahmet Diler ve Adem Önay da izledi.

Moderatör Yrd. Doç Dr. Nihat Kanbur, henüz ortada bir Anayasa taslağı olmadan bir sivil toplum örgütü olarak ANSİAD'ın bu konuyu gündeme taşımasını olumlu bulduğunu belirterek, konuşmacı seçerken de herhangi bir siyasi beklentisi olmayan, özgürce fikirlerini söyleyebilecek genç akademisyenleri tercih ettiklerini söyledi. Kanbur, 1908'de 2. Meşrutiyetin ilanı ile başlayan Türkiye'nin ilginç bir Anayasa geçmişi olduğunu da hatırlatarak, 1839 Tanzimat Fermanı, 1856 Islahat Fermanı, 1876 ilk Anayasa Kanuni Esasiye, Cumhuriyet döneminin Anayasaları 1921, 1924, 1961, 1982 Anayasalarını anlattı. Kanbur konuşmacılara “Ortada bir taslak yok. Neyi tartışacağız?” diyerek  “Yeni bir Anayasa'ya ihtiyaç var mı?” sorusunu yöneltti.

EN İLERİ ANAYASA, 1921 ANAYASASI
Doç Dr. Kasım Karagöz, geçmiş Anayasaların çoğunda, Devlet denen aygıtın azgınlaştığını, sınırlandıran, özgürlükleri kısan Devletin Anayasa'yı araç olarak kullandığını belirterek, şunları söyledi:
“Bütün yetkiler birinin elinde olursa nasıl kullanacağını bilemeyiz. Kuvvetler ayrılığı prensibi bu gerekçe ile doğmuştur. Yasama, Yürütme ve Yargı erkleri bağımsız olmalıdır. Gücün bir şahsın elinde toplanmasını ancak Anayasa ile engelleyebiliriz. Bu anlamda bugüne kadar en ileri Anayasa 1921 Anayasa'sı olmuştur. 1982 Anayasası'nı aradan beş yıl geçtikten sonra değiştirmeye başladık. Bugüne kadar 100'ün üzerindeki maddesini 18 defa değiştirdik. Kırk yamalı bohçaya döndü. Ama değişiklikler halkın katılımı ile olmadığı için toplumsal sorunlara da çare olmadı. O yüzden hazırlanacak yeni Anayasa'da herkesin, her kesimin katılımını sağlamak lazım.”
Literatürde iki tür Anaya olduğunu söyleyen Doç Dr. Kasım Karagöz, “Biri dayatmacı, diğeri uzlaşmacı ve katılımcı. Yeni Anayasa hazırlanırken birincisi tartışmalıyız. İkincisi müzakere etmeliyiz, üçüncüsü de herkes fikrini söylemeli ve katılımcılık sağlanmalıdır. Uzlaşmacı bir Anayasa hazırlar, tartışmaya açar, müzakere ederseniz herkesin çok beğendiği bir Anayasa olmayabilir, ama en iyisi olur' dedi.

Aynı soruya yanıt veren Doç Dr. Murat Yanık ise, Anayasa'nın bir tarifini yaparak, “Anayasa insan için o kadar önemli ki; herkesi ilgilendiren, herkesin bir söz söylemesi gereken, toplumsal ve siyasal bir sözleşmedir. Bu sözleşmeye tüm taraflar katılır ve içselleştirilirse o zaman başarılı olur” dedi. Yanık, yeni Anayasa hazırlığında bir uzlaşı arayışına girilmediğine tanık olduklarını, bu şekilde yapılacak bir Anayasa'nın kalıcı olamayacağını belirterek şunları söyledi:
“EVREN'İ YARGILIYORUZ, AMA YAPTIKLARI ANAYASA'YI KULLANIYORUZ”
“1982 Anayasası mantıksal süreçte tutarlılığını ve bütünlüğünü yitirmiştir. Demokrasi açısından duruma bir bakın. Türkiye dünya sıralamasında 72. sıradan 80. sıraya gerilemiştir. Bazı Afrika ülkelerinden bile gerideyiz. Bu yıl bir şeye sevindik. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde hakkında en çok dava açılan ülke sıralamasında ilk kez ikinci ülke olduk. Teşekkürler Rusya. Şimdi Evren ve arkadaşlarını hukuksuzluk yaptıkları iddiası ile yargılıyoruz. Sadece iddia. Ve iddianın tersine biz hala onların yaptığı Anayasa'yı kullanıyoruz.”

ANAYASA'DA BAŞLANGIÇ HÜKMÜ OLMALI MI?
Panel Moderatörü Yrd. Doç Dr. Nihat Kanbur, darbeler sonucu hazırlanan 1961 ve 1982 Anayasa'larında, darbenin haklı gerekçelerle yapıldığını anlatan “Başlangıç Hükmü” bulunduğunu, 82 Anayasası'nda bu hükmün daha sonra kaldırıldığını hatırlatarak, “yeni Anayasa hazırlığında böyle bir hükmün olması gerekli mi? Ve ideolojisi olmalı mı?” sorusunu yöneltti.
Başlangıç hükmüne ilk yer veren Anayasa'nın 1961 Anayasası olduğunu belirten Doç Dr. Kasım Karagöz, bu yolla iktidarı meşrulaştırmak istediklerini dile getirdi. Bunun 82 Anayasası'nda da aynı gerekçe ile yer aldığını belirten Karagöz şöyle devam etti:
“DEVLET BİR İDEOLOJİYİ BENİMSERSE BASKI YAPMIŞ OLUR”
“Dünyaya baktığımızda başlangıç kısmı sadece Fransa Anayasası'nda var. Bir de Anayasa'nın başlangıcına ideolojik bir başlangıç hükmü koyarsanız, Devletin otoritesini ortaya koymuş olusunuz. O yüzden ideolojik bir başlangıç hükmüne gerek yok. Olursa da ABD Anayasası'nda olduğu gibi insan hakları ve onuru ön planda ve Türkiye toplumunu oluşturan tüm farklılıkların anlatılacağı bir başlangıç hükmü olabilir. Anayasa'nın ideolojisi olmalı mı?  Çok zengin ve farklı bir toplumun bireylerinin ideolojisinin olması o toplumun zenginliğidir. Ama Devlet bir ideolojiyi benimserse baskı yapmış olur. Kimsenin ötekileştirilmemesi için Anayasa'da resmi bir ideoloji yaratılmaması lazım.”

“ANAYASA YAPMAYI SADECE SİYASİLERE VE HUKUKÇULARA BIRAKMAYIN”
Doç Dr. Murat Yanık, 61 ve 82 Anayasası'nı hazırlayanlar arasında hocalarının görev aldığını hatırlatarak, “Şimdi onlara yanlış diyoruz. Bizim Akademisyenler olarak topluma bir borcumuz var. O zaman yanlış yapılanları düzeltmeliyiz. Yeni Anayasa 3-5 kişinin kapı arkasında hazırladığı, herkese dayatacakları bir Anayasa olmamalı. Egemenliğimizin gereği olarak bize yakışır Anayasa'yı hep birlikte yapmamız lazım” dedi. Yanık, “Bizi geleceğe taşıyacak, hepimizi kucaklayacak bir Anayasa yapmayı sadece siyasilere ve hukukçulara bırakmayın. İşadamı olarak sizlerin de söz hakkı var. Her vatandaşın söz hakkı var” diye seslendi.

BAŞKANLIK SİSTEMİ GELİRSE ÜLKE BÖLÜNECEK Mİ?
Panelin son bölümünde hükümetin gündeminde yer alan Başkanlık Sistemi tartışıldı. Başkanlık sisteminin kiminin korkulu rüyası, kiminin hayali olduğunu söyleyen Yrd. Doç Dr. Nihat Kanbur, “Toplumdaki ilk algı başkanlık sistemi gelirse bu ülke bölünecek mi? Federal yapı ile sistemin bir ilgisi var mı?” diyerek Karagöz ve Yanık'ın görüşlerini sordu.
Başkanlık Sistemi ile ilgili 1995 yılında bir kitap yazdığını ve o tarihlerde Türkiye'nin bu sistemi tartışması gerektiğini hatırlatan Doç Dr. Murat Yanık, “ABD'de sistemin işleyişini izledim. Sistemi tartışmalıyız, ama Türkiye'de sistem ön yargılarla tartışılıyor. 1982 Anayasası'nda parlamenter sisteme aykırı olarak Cumhurbaşkanı'na çok geniş yetkiler verilmiş. Cumhurbaşkanı isterse hükümete başkanlık eder, kabineyi istediği zaman toplar. Cumhurbaşkanı bunu yapmıyor ama, Özal'la Akbulut, Demirel'le Çiller, Sezer'le Ecevit arasındaki gerginliklerde sıkıntı yaşamadık mı? Parlamenter sistem kalacaksa Cumhurbaşkanı'nın yetkileri azaltılmalı. Ya da Demokratik bir sistem olan başkanlık sistemine geçilmeli. Başkanlık sistemi bir hükümet modelidir. Devlet Modeli değildir, bu da unutulmamalı. Her iki sistemde de kuvvetler ayrılığı prensibi esas alınmalı” diye konuştu. 

Yeni Anayasa'da değiştirilemez madde hükmü olmaması gerektiğini anlatan Doç Dr. Kasım Karagöz, “Şayet değiştirilemez hükmü konacaksa 'Türkiye Devleti Cumhuriyet'tir' maddesi olmalı” dedi.  Karagöz, bir de örnek vererek Anayasa'nın 6. maddesinde hayat bulan “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” maddesinin değiştirilebilir madde olduğunu da hatırlattı.

Etnik kimlik konusunda da görüşlerini dile getiren Karagöz, “Dünyadaki Anayasa'larda vatandaşlık tarifi yok. Vatandaşlık nasıl kazanılır ve kaybedilire ilişkin hükümler var. 'Biz 1000 yıldır beraber yaşadık, yaşayacağız' diyorsanız Anayasa'daki vatandaşlık tarifinde etnik vurgu olmamalı” dedi. Karagöz son olarak, ana dilde eğitimi de savunarak, “Eğitimde tüm yasaklar kaldırılmalıdır. Anayasa'ya yasaklayıcı ve kısıtlayıcı hiç bir hüküm konamaz” diye konuştu.

“TÜRK” KELİMESİ BİR ÜST KİMLİK OLMALI
Doç Dr. Murat Yanık, Atatürk'ün milliyetçilik anlayışının belli olduğunu, ancak bu ve benzer kavramları yeterince tartışmadığımızı dile getirerek, “İçerikleri net olarak ortaya koymalıyız. Türk kelimesi bir üst kimlik olmalıdır. Vatandaşlık tarifi de böyle olmalıdır. Her düşünce ifade özgürlüğü olarak korunmalı, tartışmaları korku ve ön yargılardan kurtularak yapmalıyız” dedi.

Yanık, Anayasa ile birlikte Siyasi Partiler Kanunu'nun mutlaka değiştirilmesi gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:
“Parti içi demokrasi mutlaka yaşama geçirilmeli. Ön seçim zorunlu kılınmalı. Bu hükümler Anayasa'da da vücut bulmalı ve Türkiye'nin önü bu yeni Anayasa ile açılmalı.”

Soru ve cevapların ardından, ANSİAD Başkanı Ali Eroğlu, moderatör Yrd. Doç Dr. Nihat Kanbur ile İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Öğretim üyeleri Doç.Dr.Kasım Karagöz ile Doç.Dr.Murat Yanık'a teşekkür ederek, ANSİAD'ın birer anı plaketini verdi.