FİNANS VE RİSK YÖNETİMİ UZMANI DR. A.BOTAN BERKER ANSİAD'DA KONUŞTU


Antalya Sanayici ve İşadamları Derneği ANSİAD'ın 2012 yılı 14. olağan toplantısına konuşmacı olarak katılan Dr. A. Botan Berker, Türkiye'nin 2000 yılı öncesi kötü yönetildiğini, özellikle Tansu Çiller döneminin Türkiye'nin en kötü yılları olduğunu belirterek, bu dönemde ortaya çıkan 40 milyar dolarlık açığın Türk Halkının sırtına yüklendiğini öne sürdü. Finans ve Risk yönetimi uzmanı Dr. Berker, cari açığın finanse edilebilir olması halinde büyüme açısından iyi ve tehlikeli olmadığını da söyledi. Kredi notu konusunda da, ''Kendimizi eleştirmeliyiz'' diye konuştu.

Fitch Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşu’nun Türkiye Ofisini açan ve geçen Mart ayına kadar bu kuruluşun genel müdürlüğü ile yönetim kurulu üyelikleri görevlerinde bulunan, halen Gras Savoye Sigorta ve Reasürans Brokerlik A.Ş.Türkiye Risk Yönetim Danışmanı, Bahçeşehir, Bilgi ve Marmara Üniversiteleri öğretim üyesi Dr.A.Botan Berker ANSİAD'a konuk oldu. ANSİAD üyesi Işık Yargın'ın başkanlık ettiği Hilside Su Oteldeki Olağan toplantısında, "Şirketlerde Sürdürülebilirliği Sağlamak Açısından Risk Yönetimi" konulu bir sunum yapan Dr. Berker, Türkiye'de hükümetin, sürdürülebilir büyümenin sağlanabilmesi için arayış içinde olduğunu dile getirdi. Bu arayışın bir sıkıntı yaşandığının işareti de olduğunu söyleyen Berker, şöyle devam etti:

''Aslında Turgut Özal döneminde sürdürülebilirlik konusunda bazı adımlar atıldı. Ancak denetim mekanizması kurulamadığı için, zaman zaman hızla büyüyen, ancak hızla düşüşlerin yaşandığı bir büyüme yaşayan ekonomimizde bankaların yeterli risk denetimi yapmaması, otoritenin de yeterli denetim ve baskı kuramaması sonucu 2000 yılındaki büyük şoku yaşadık. Sadece Ziraat Bankası ile Halk Bankası'nın 40 milyarlık görev zararını bu milletin sırtına yüklediler. Bu kadar ÖTV'yi neden ödediğimizi sanıyorsunuz. Biz ödüyoruz, çocuklarımız da ödeyecekler"

Krizi Derviş'in tedbirleri önledi
2000 yılında yaşanan büyük krizin 2001 yılında Kemal Derviş'in aldığı tedbirlerle ve bu tedbirlerin daha sonra işbaşına gelen Erdoğan'ın da uygulaması nedeniyle ülkenin düzlüğe çıktığını belirten Dr. Berker, şöyle devam etti:

"Aslında krizlerin temeli 1970'li yıllara dayanmaktadır. En büyük sebep de, o yıllarda ülkemizin dış ülkelere kapalı olmasıydı. Ülkeye ne sermaye geliyor, ne de çıkıyordu. O Yıllarda Merkez Bankası'nda çalışıyordum. Özürlü bir vatandaşa yurt dışından gelecek bir sandalye için döviz tahsisi yapıyorduk. Birçok yazışma ve bürokrasi. 1980'lerde Özal'la birlikte Avrupa'da da başlayan hareketlilikle ülkemiz sermaye hareketlerine açıldı. OECD tarafından organize edilen ve bütün dünyada başlatılan bu hareket, Berlin duvarının yıkılmasına, komünizmin batışına neden oldu. Özellikle Avrupa'da ülkeler arasında entegrasyon başladı. Tabii o dönemde Türkiye Avrupa'ya göre daha yavaş hareket etti. Biraz geri kaldı. Bunu siz ister Demirel'in 7 kere gidip, 8 kere gelişine bağlayın. İsterseniz askeri müdahalelere... Dünyadaki regülasyon değişikliklerini takip edemediğimiz acı günler yaşadık. En kötü günler Tansu Çiller dönemidir. Bu yüzden 90'lar tamamen kayıp yıllardır. Ülkenin bu kötü günler yaşamasına bankalar yol açmıştır. Merkez Bankası bankaları denetliyor. Bankalar kendi sahiplerine milyonlarca lira usulsüz kredi veriyor. Merkez Bankası yasalar çerçevesinde ceza yazıyor ve uygulanması için hazineye gönderiyor. Banka sahibi siyasilerle devreye giriyor, ilgili bakana bir ev alınıyor, ceza ortadan kalkıyor. Maalesef biz bu günleri yaşadık. Bu dönemde kamu bankaları Halk Bankası ile Ziraat Bankası'nın görev zararı olan 40 milyar dolar hepimizin sırtına yüklendi''

ANSİAD üyesi Ercan Evren'in ''Benim bu sözlerinizden anladığım siz 2000 öncesi yönetimleri başarısız, AKP'yi başarılı buluyorsunuz. Doğru mu?'' şeklindeki sorusunu, Dr. Berker şöyle yanıtladı:
''Bu sözlerimi sakın AKP propagandası olarak değerlendirmeyin. Örneğin onların Milli eğitim politikalarını hiç beğenmiyorum. Ama ekonomi politikalarını eleştiremem. Bir defa Cumhuriyet tarihinde bütçemiz ilk kez denk kapandı, devletin borcu azaldı. Diğer ülkeler kriz yaşarken dünyada en büyük büyüme gerçekleşti. Bunun başka örnekleri de var''

Cari Açık İyidir
Konuşmasının bu bölümünde Türkiye'nin uzun yıllardır yaşadığı cari açık konusunda görüşlerini açıklayan Dr. Berker, ''Cari açık finanse edilebilirse iyidir'' dedi. Cari açığın Türkiye'de kronik bir sorun olduğunu dile getiren Dr. Berker, şöyle devam etti:

''Carinin fazla verdiği dönemler kriz dönemleridir. Krizlerde elinizde döviz kalmaz. İthalat durur, cari artı verir. Bunu hiç bir ülke istemez. Cari açık mutlaka verilecek. Ancak bunun miktarı ve finanse edilebilir olması gerekir. 2011 sonunda 80 milyar dolar seviyelerine ulaşan cari açığımız bu günlerde 70 milyar dolara kadar çekildi. Büyüme ihtiyacında olan bir ülkeyiz. Dış finansmana ihtiyacımız var. Petrolünüz yok, altın rezerviniz yok, ancak hizmet satabiliriz. Antalya turizmi buna en güzel örnek. Kuzey Irak doğal gaz ve petrolünü Ceyhan üzerinden dünyaya ulaştırmak istiyor. Irak'ın başka çıkışı da yok. Bakü- Ceyhan hattı çalışıyor. Türkiye bu durumu kullanıp gelir elde edebilir''

Yeni Türk Ticaret kanunu ve Risk yönetimi
Türkiye'nin dış borçları ve yabancı yatırımlarla ilgili grafikler eşliğinde bilgi veren Dr.A.Botan Berker, Risk yönetiminin  yeni Türk Ticaret Kanunu'nun 378. maddesi ile şirketlerin hayatına girdiğini, böylece şirketler için risk yönetiminin zorunlu hale geldiğini belirterek, ''Artık şirketlerde Kredi riski, piyasa riski, likidite riski, emtia riski, şirkete özgü diğer risklerin ayrıştırılması gerekiyor. Riskin sürekli/tutarlı ve sistematik bir şekilde ölçülmesi, yöneticilerin bilgi almasının sağlanması ve risk-getiri arasındaki ilişkinin anlaşılması ve optimize edilmesine teşvik edilmesi, şirketin stratejik planını yürütme yeteneğini güçlendirir. Rekabet ortamıyla başa çıkmak, değişen piyasa koşullarına hızlı bir şekilde cevap vermek ve fark yaratmak, kurumsallaşma ve kurumsal risk yönetimi ile mümkündür. Etkin bir risk değerlendirme ve yönetim mekanizması ile karmaşık hale gelen süreçler, artan rekabet, ekonomik darboğaz gibi sıkıntılar karşısında organizasyonun daha dirençli hale gelmesi sağlanabilir'' diye konuştu.
Yasanın risk yönetimini zorunlu hale getirirken, belirsizliği yok etmekten değil, riskin kontrol edilmesinden söz edildiğini anlatan Dr. Berker, ''Eğer riski kontrol edebiliyorsak daha riskli çalışabiliriz'' dedi.

''Kredi değerlendirme kuruluşları tarafsız mı?, Türkiye'nin gerçek notu veriliyor mu?'' şeklindeki bir soru üzerine de Dr. Berker şu yanıtı verdi:
''Diğer ülkelerin gelir dağılımına bakıyorsunuz birçoğu berbat. Örneğin Rusya veya bazı AB ülkeleri felaket. Gelir dağılımı üzerinden bakarsak notumuz eksik. Çünkü Türkiye gelirin eşit dağıldığı ülkelerden biri. AB ülkeleri ile kendimizi kıyaslarsak, onlar bir kulübün üyeleri. Bazı risklerden arındırılıyorlar. İspanya'nın başına gelenler bizim başımıza gelse, kim kurtarırdı, Almanya bizim için fon çıkarır mıydı? Hayır. Biz bu kulübün üyesi değiliz. Tasarruf oranı yüzde 14 olan büyük bir ülkeyiz. İnanılmaz bir şekilde tüketiyoruz. Ürettiğimizi, gelirimizi har vurup harman savuruyoruz. O yüzden bu not konusunda kendimizi eleştirme zamanı gelmiştir''

Toplantı sonunda, toplantı Başkanı Işık Yargın tarafından konuşmacı Dr.A.Botan Berker'e ANSİAD'ın bir plaketi verildi.