DR. SERDAR SAVAŞ; HALK SAĞLIĞI AÇISINDAN SUÇ İŞLENİYOR


Dünya Sağlık Örgütü’nün Covid-19 hastalığını tanımlamak için test sonucunun pozitif olmasını gerekli kılmadığını belirten Dr. Savaş, “Hastalığın kliniğine bakarak bu teşhisi koyuyoruz. Sağlık Bakanlığı sayıları küçük göstermek için Covid pozitif çıkmayanları teşhis olarak kabul edip bunu sayılarda eklemiyor. Bence burada önemli bir hata yapıyor, hatta ve hatta uzun vadede halk sağlığı açısından bir suç işliyor” dedi.

Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD), Covid-19 salgını kaynaklı geleneksel toplantılarını gerçekleştiremediği olağanüstü dönemde güncel gelişmeleri değerlendirmek üzere çalışmalarını dijital platforma taşıdı. ANSİAD 2. Online Toplantısı, ANSİAD Yönetim Kurulu Üyesi & Toplantı Yönetmeni, Akant Okulları sahibi Sarper Dermut’un moderatörlüğünde, Gentest Enstitüsü Direktörü ve Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Programı Direktörü (1998) Dr. Serdar Savaş’ın katılımıyla “Sağlık Sistemleri ve Covid-19” söyleşisiyle başladı. Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren ANSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Akın Akıncı, “ANSİAD olarak bu sürece katkı koymak adına çalışmalarımız devam ediyor. Öncelikli olarak Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Muratpaşa Belediyesi’nden gelen talebi değerlendirdik, bu dönemde ihtiyaç sahibi ailelere 200 koli gıda ve sağlık paketi yardımında bulunduk. Antalya Tabipler Odası’ndan siperlik talebi geldi bin adet siperliği kendilerine teslim ediyoruz. Aynı zamanda üyelerimizin çalışanlarının kullanması için yine bin adet siperliği kendilerinden gelen taleple dağıtmaya başladık. Böylelikle 2 bin adet koruyucu siperliği ihtiyacı olan sağlıkçılarımıza ve üye iş yerlerimize iletmiş olacağız. Üyelerimizin İŞKUR’dan yapılan çalışmalarla ilgili bazı soruları mevcuttu, İŞKUR İl Müdürü Veli Tekkanat’ı ziyaret ederek soruları kendilerine ilettik” dedi.

ÖLDÜREN VİRÜS DEĞİL BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ

Gentest Enstitüsü Direktörü ve Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Programı Direktörü (1998) Dr. Serdar Savaş, koronavirüs ailesinin korkunç olmadığını kaydederek, “Bu virüs, tabiatın ürettiği, doğal hayatın ve evrimin bir parçası” diye konuştu. İnsanların doğası gereği iki şekilde değişikliğe uğradığını kaydeden Dr. Savaş, “Bunlardan ilki gen aktarımı, ikincisi de virüslerdir. Bunlar evrim sürecinde yer alan doğal süreçlerdir. Bizi öldüren virüsler değil bağışıklık sistemidir. Virüs bizim vücudumuza girecek ve orada yaşamını sürdürecek. Bizim bu yeni virüsle karşılaşmamız yeni olduğu için o da bizi pek anlayamadı. Aslında bu doğal sürecin bir parçası” dedi.

ZAMANA YAYMA STRATEJİSİ UYGULANIYOR

Türkiye’nin salgını önleme açısından çok daha iyi yönetilebileceğini kaydeden Dr. Serdar Savaş, “Bir defa çok iyi başladı. Sınırları kapattı, okulları kapattı, bilim kurulunu kurdu vesaire ama o iyi başlangıca yakışır şekilde devam etmedi. Çünkü daha 300-500 vaka varken biz o zaman seferber ettiğimizin en az 50-60 katı kaynağı seferber edecektik. Ama bu 50-60 kat seferber ettiğimiz kaynak bugün edilenin yüzde 10’una denk geliyor. Baştan çok ciddi bir şekilde hemen hekimleri, hemşireleri sahaya salacaktık, nerede vaka varsa sürveyans yani ara-bul dediğimiz yöntemle kapı kapı dolaşıp onları bulacaktık, hemen test yapacaktık. Şimdi biz salgının ortasında hangi test işe yarar gibi salgın yokken yapılacak işleri çıktıktan sonra yapmaya başladık” dedi. Bu noktadan sonra hükümetin takip ettiği politikaların hastalığın yayılmasını zamana yayma stratejisi olarak uygulandığına dikkati çeken Dr. Savaş, “İşte 2 gün sokağa çıkmayalım, 65 yaş üstü evde kalsın, 20 yaş altı evde kalsın, iş yerlerini kapatalım gibi. Bu bulaşma hızını düşürmeye yönelik bir uygulama oldu. Başarı elde edildi, bulaşma hızı azaldı. Her ne kadar şu anda bakanlığın açıkladığı rakamlar gerçek rakamların yarısı olsa dahi sayılar azalıyor” diye konuştu.

BAKANLIK RAKAMLARIN YARISINI AÇIKLIYOR

Dünya Sağlık Örgütü’nün hastalıkla ilgili 2 farklı kod geliştirdiğini kaydeden Dr. Savaş, “Peki neden yarısı olsa dahi, çünkü Dünya Sağlık Örgütü bu hastalıkla ilgili 2 farklı kod uygulamaya başladı. Dedi ki U01 Covid-19, U02 Covid-19. Bu ne demek? 01 koduna girenler, biz test yaptık ve yaptığımız test sonucunda da bunun Covid-19 olduğunu anladık. U2, biz test yaptık Covid çıkmadı ama kişi klinik olarak Covid, yani röntgeniyle, ateşiyle, öksürüğüyle her şeyiyle bir Covid vakası. DSÖ dedi ki Covid hastalığını tanımlamak için mutlaka test sonucunun pozitif olmasını gerekli kılmayın. Bugün de biz bunun kliniğine bakarak bu teşhisi koyuyoruz. Ama Sağlık Bakanlığı sayıları küçük göstermek için ne ölenlerde ne de hastalarda Covid pozitif çıkmayanları teşhis olarak kabul edip bunu sayılarda eklemiyor. Bence burada önemli bir hata yapıyor, hatta ve hatta uzun vadede halk sağlığı açısından bir suç işliyor” dedi.

TÜRKİYE’DE ÖLÜM DAHA AZ

65 yaş üstünün eve alınmasıyla Türkiye’de ölümlerin daha az olduğunu dile getiren Dr. Savaş, “Bu çok doğru bir adım oldu. İkincisi el yıkama meselesi ve kolonya meselesi. Dış dünyadaki haberlerden dolayı biz de daha erken başladığı için bulaşmakla aktarılan virüs yükünü azaltmaya yaradı. Bir de tabi bizim abdest alma özelliğimizden dolayı virüs yükü azalıyor. Türkiye, Avrupa ülkelerinden çok daha uzun yıllar verem aşısı yapmaya devam etti. Verem aşısının bu virüse karşı koruyucu bir etkisi olduğunu biliyoruz. En önemli sebepse Türkiye’de hastalananların yaşlarının 20-40 yaş arasında olması, 50-60 yaşlarda daha az olması” diye konuştu.

ANNELER BABALAR MÜSTERİH OLSUN

Akıllı stratejilerle korunmak gerektiğini belirten Dr. Serdar Savaş, “Bir defa hastalık çocuklarda ve gençlerde probleme yol açmıyor. Bu yüzden bütün anne ve babaların müsterih olması gerekiyor. Ama hocam İngiltere’de bir çocuk ölmüş, Amerika’da şöyle olmuş diyebilirsiniz, bu milli piyangodan büyük ikramiyenin çıkması gibi bir şey, yani milyonda bir ihtimal” dedi.

VİRÜS SADECE İNSANDAN İNSANA BULAŞIR

Hastalığın gelişim sürecine ilişkin bilgiler veren Dr. Serdar Savaş, sözlerini şöyle sürdürdü; Hastalık şöyle gelişiyor, virüs geldiği vakit sadece insandan insana bulaşır. Torbadan bulaşır mı, havadan bulaşır mı, sudan bulaşır mı, kargo paketinden, bunların hiç birinden olmaz. İki insan konuşurken karşılıklı iletişimde bulunurken, yakın mesafede oluğunda birinin ağzından çıkan tükürük zerrecikleri ki biz buna damlacık diyoruz, karşı tarafa ulaştığında virüsü bulaştırmış olur. Virüs canlı bir varlık değildir. Kendisinin devamlılığını sağlaması için virüsün üretilmesi lazım. Virüsün üretilmesi demek, virüsün içerisindeki genetik materyalin, RNA’nın kopyalanarak başka virüsler yapılmasıdır. Bunu kendisi beceremez, kendi kendine üreyemez. Onun için girdiği canlının RNA üreten makinasına giderek kendisinden fason olarak imal ettirir. Bu şekilde o da kendi devamlılığını sürdürmek üzere böyle bir varoluş mücadelesi içerisindedir.”

VÜCUDUN AŞIRI TEPKİSİ ÖLDÜRÜYOR

Virüsün hücreler içerisine girdiği zaman vücudumuz hemen ateş, öksürük yapıp onu dışarıya doğru atmaya çalıştığını belirten Dr. Savaş, “Vücut virüsle mücadele etmek için bazı maddeler salgılar. Bunlara sitokinler diyoruz. Vücuda virüsü aldığımız bir aşama var ondan sonra da akciğerlere indiği ikinci aşama var. İşte bu ikinci aşama son derece belirleyici, çünkü bundan sonra hastalığın devamını sağlayan şey virüs değil. Virüse karşı vücudumuzun verdiği aşırı tepki. Orada paniğe kapılıyor vücut” dedi. Sitokin maddesiyle kendini savunmaya çalışan vücudun çok fazla salgılama yaptığını belirten Dr. Savaş, sözlerini şöyle sürdürdü; “Salgıladığı maddeler gidiyor orada akciğerlerdeki kesecikleri dolduruyor, insanlar nefes alamayarak boğuluyorlar. Salgıladıkları maddeler kanda pıhtılaşmaya yol açıyor, insanlar kan pıhtılaşması nedeniyle hayatlarını kaybediyorlar. İşte burada ölüme götüren süreç virüsün kendisi değil vücudumuzun verdiği, kendi kendine yapmış olduğu aşırı tepki, sitokin fırtınası.”

TEDAVİSİNDE TEK BİR İLAÇ YOK

Ülkemiz aşı bulma konusunda sıfır potansiyele sahip olduğunu dile getiren Dr. Savaş, “Dünyanın bütün ülkelerinde bulaşıcı hastalıklarla mücadele etmek üzere kurulan kurumlar yani bizim hıfzıssıhhanın muadilleri vardı. Türkiye bu alanda dünyada kurulmuş ilk enstitüsünü kapatmıştır. Bu yüzden, şu anda Türkiye’nin virüs yönelik aşı yapma kapasitesi yoktur” dedi. Hastalığın farklı aşamaları nedeniyle virüsü tedavi etme yönteminin tek olamayacağına işaret eden Dr. Savaş, “Bu hastalığın farklı aşamaları var, virüsü ilk aldığımız aşama, oradan akciğerlere inme aşaması ve akciğer sitokin aşaması, sonra pıhtılaşma aşaması. Bu kadar farklı patogenezi varken ve hala bilemediğimiz yolarla hastalık gelişirken buna karşı tek bir ilaç üretilmesi mümkün değil. Onun için işte bunun ilacı bulunacak mı, hayır bunun ilacı bulunamaz. Bunun farklı yönlerine farklı ilaçlar bulunur ancak” diye konuştu.

OBJEKTİF VE SOĞUKKANLI OLMAKTAN UZAĞIZ

Türkiye’deki genel olarak hadiseyi değerlendirmekte objektif ve soğukkanlı olmaktan uzak olunduğunu belirten Dr. Savaş, “Neden objektif olmaktan uzağız. İktidar ve iktidara yakın çevreler muazzam ve tarihi bir başarı elde ettik, dünyaya örnek olduk diyor, bu doğru değil. İktidar karşıtı olan muhalefettekiler de öldük, bittik, oradan daha kötüyüz buradan daha kötüyüz gibi düşünüyor, bu da doğru değil. Doğruları iyi belirlemezsek ortaya asparagas haberler çıkıyor. O haberlerde doğruların yerine geçiyor” dedi. Türkiye’de yoğun bakım yataklarının 100 bin kişiye düşen sayısı bakımından daha avantajlı bir durumda olduğuna dikkati çeken Dr. Savaş, sözlerine şöyle devam etti; “Türkiye açısından bu bozuk bir saatin günde iki defa doğruyu göstermesi durumu. Aslında sağlık hizmet sisteminde bu kadar çok yoğun bakım yatağı bulunmaz. Ama Türkiye’de özel sektör bu işin içerisinde olduğu için ve yoğun bakım yataklarının da günlük ücretleri pahalı olduğu için, varı yoğu yoğun bakıma yatırıp sigortadan, devletten para alalım diye yapılmış olan hastane yatakları burada işe yaradı. Zamanında verimsizliğin sebebi olan yataklar burada hayat kurtardılar. Bizde hiçbir zaman İtalya ve İspanya’da ki gibi servislere yığılma meydana gelmedi. Bu bizim için bir şans oldu. Ayrıca şunu da belirteyim, Türkiye’de özellikle önde gelen üniversitelerin tıp eğitimi inanın birçok Avrupa ülkesinden iyidir. Biz çok hasta görürüz, bizim pratiğimiz çoktur. Bir de Türk hekimi kriz şartlarında çalışmayı çok iyi bilir. Krizde çalışmayı çok iyi bilen bir hekim, hemşire kuşağımız var, bu da bir avantaj.”

1,5 MİLYON TAŞIYICI HASTA VAR

Türkiye’nin sağlık sistemini felç edecek bir tablo olmadığının altını çizen Dr. Savaş, “Şu anda yeni gelecek hastaları rahatlıkla karşılayacak, göğüsleyecek duruma. O nedenle sokağa çıkma yasaklarının, önlemlerin serbest bırakılması, berberlerin, lokantaların yavaş yavaş açılması yapılabilir. Bu ne demektir yeni hastalananlar olacak demektir. Okulların açılması için erken, ben Ekim ayını doğru buluyorum” dedi. Kontrol altına alındığına dair konuşulanların tıbbi ve bilimsel bakımdan doğru olmadığına dikkati çeken Dr. Savaş, “Şu anda dışarıda bizim nerede dolaştığını bilmediğimiz 1 buçuk milyon taşıyıcı hasta insan var. Bayramdan sonra bitecek lafı nedir? Şimdi hastalığın bitmesi için 2 tane yol var, bir tanesi ülkemizde hastalığı bulaştıracak hiç kimse kalmamış, ortada hasta kalmamış olursa hastalık bitmiş demektir. Yani virüsü bitirdik demektir. Ya da bizim ülkemizde hastalık öylesine yüksek olacak ki herkes bağışıklık kazanacak. Toplumda 55-60 milyon insan bu hastalıkla karşılaştı ve bütün toplum virüse karşı bağışıklık kazandı. Artık virüs vücuduna girecek adam bulamıyor. Virüs kimin vücuduna girse bağışıklık kazandığı için oradaki antikorlar virüsü yok ediyorlar. Bu iki ihtimal de şu ana mevcut değil, demek ki hastalığın kontrol altına alındığı da bayramdan sonra biteceği de doğru değil” diye konuştu.

65 YAŞ BOMBASI ELİMİZDE

Evde yaşanan ölümlerin daha yüksek olduğunun altını çizen Dr. Serdar Savaş, “Burada bir bomba var elimizde, 65 yaş üstü bombası. Sokağa çıkma yasakları 65 yaşa konduktan sonra benim ısrarla savunduğum, anlattığım çok kuvvetli bir mesaj vardı, 65 yaş üstünü sokağa çıkma yasağı olduğu günlerde lütfen dışarıya bırakın. Bu insanlar hareket etsinler. Bu insanlar kemiklerini, eklemlerini, kaslarını çalıştırsınlar, dolaşım sistemleri gelişsin. Yaşlılarda kas kaybı ve kemik kaybı en çok görülen durumlardır. Bunlar hareketsizlikle birlikte daha da fazlalaşır. Bu insanlar hastaneye gidemeden evlerinde can verirler ki öyle oldu. Şu anda evlerdeki ölümlerin yaş ortalaması dışarıdakilerden çok daha yüksek” dedi.

 

Detaylı bilgi için;

Ebru ÇENGELOĞLU YILDIRIM

Basın Danışmanı

E-mail: basin@ansiad.org.tr

Tel: 0242 3120303

Fax: 0242 3215511



akin
ansiad2.PNG
ansiad1.PNG