BAŞKAN SADİ KAN ÜLKE EKONOMİSİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİMELERDE BULUNDU


Dünya ekonomisi 2008’den bu yana en iyi dönemini yaşamaktayken, az sayıda ülke yüksek enflasyon, yüksek dış açık ve paralarındaki değer kaybı sorunlarıyla karşı karşıyadır. Maalesef Türkiye’de bu az sayıdaki ülkeden birisi olmuştur. Milli paramız Türk Lirası’nın serbest düşüşü bitmek bilmemektedir. Bir ayda %30’a varan değer kaybının ekonomik etkileri dışında bir başka üzücü durum, bütün dünyanın Türkiye’deki krizden söz etmesidir. Avrupa basınında Türkiye’ye mali yardım tartışılmaktadır. Hatta diyebiliriz ki, bizim ekonomik sorunlarımız Avrupa basınında bizden daha fazla tartışılmaktadır.

Bugün dünya sil baştan değişiyor. Amerikan Başkanı Donald Trump’ın dozu her gün yükselen siyasi ve ekonomik şantajları ve AB politikaları nedeniyle, Türkiye ve AB yakınlaşması söz konusu. Avrupa Birliği’nin iki lokomotif ülkesi Almanya ve Fransa savunma sanayinde Amerikasız bir çözüme giderken Türkiye ve Almanya’nın stratejik yakınlaşması ise ekonomik ve siyasi açıdan iki ülke için önemlidir. Türk ekonomisi Avrupa’da en hızlı büyüyen ekonomidir, geçtiğimiz yıl devam eden büyümeleri bu yıl da devam etti. Türkiye’nin Rusya ve İran’la ilişkilerini geliştiriyor olması Trump’ı rahatsız ederken, ülkemizin Asya, Avrupa ve Ortadoğu’da ticari partnerlerinin olması büyüyen bir ekonomi olarak Türkiye’yi stratejik bir ortak haline getiriyor. Dünyanın dört bir yanındaki insanlar Amerika’ya ve politikalarına artık güvenmiyor.

Bilindiği gibi Türk reel sektörü 230 milyar dolara yakın net döviz borcu nedeniyle büyük bir kur riski taşımaktaydı. Şimdi korkulan en kötü senaryolardan birisi gerçekleşti ve döviz kimsenin tahmin etmediği bir oranda yükseldi. Kur artışının reel sektörümüze direkt maliyeti 400 milyar TL’ye doğru tırmanmaktadır. Buna kredi faizlerinde artışı, girdi maliyetlerindeki artışı ve piyasada başlayan durgunluğu eklediğimizde büyük bir zararla karşı karşıya olduğumuz görülmektedir. Reel sektörün sorunu, kredi geri ödemeleri kanalıyla bankaların sorunu olmaya başlamıştır. Reel sektördeki riskler bankalara doğru genişleyince not indirimleri de arkadan gelmiştir. Türkiye ekonomisi bu derece sorunu hak etmedi, dövizdeki artış büyük kriz dönemlerine benzedi. ABD ile ilişkiler bu kadar büyük bir dalga yaratmamalıydı. Hükümetin yeterli önlem almakta gecikmesi maalesef piyasada güvensizliği çok fazla artırdı.

Bir yandan petrol fiyatları artarken, diğer yandan da dövizle birlikte bütün ithal girdi maliyetlerinde yüksek artışlar başlamıştır. Akaryakıt, doğal gaz, gübre, ilaç, demir, yemde zaten dışa bağımlıyız. Buğday, pamuk gibi ürünleri de bir miktar dışardan alıyoruz. Yüksek teknoloji ürünlerinde de ithalata bağımlıyız. Dolayısıyla döviz arttığı anda maliyetler artıyor. Maliyetlerde ve fiyatlarda yüksek artışların bir nedeni de belirsizliğin artması, Dolar veya Euro’nun nereye kadar artacağının tahmin edilememesidir. Maliyetlerde artışa rağmen piyasa daraldığı için fiyat artırılamıyor ve şirketler ciddi zararlar yaşıyorlar. Temmuz ayında otomobil ve hafif ticari araç satışları geçen yıla göre %36 düştü. Otomotiv, beyaz eşya, mobilya, inşaat sektörlerinde maliyetler artarken talep daralması ciddi boyuta ulaştı. Hem enflasyon artışına hem talep daralmasına stagflasyon deniyor ve ne yazık ki böyle bir dönemi yaşayacağız.

Moral bozmak istemiyoruz ve bir an önce gerekli önlemlerin alınmasını ve ekonominin bu belirsiz düşüşten kurtulmasını arzu ediyoruz. Olup bitenlere gözlerimizi kapatmanın bir yararı yok. Hepimiz 1994, 2001 dönemlerini hatırlıyoruz. O günlerde politika hataları da çok yapılmıştı. Artık aynı duruma tekrar düşülmemelidir. Bu döneme kadar Türkiye bütün krizlerin altından kalktığı gibi bu krizin altından da yakın bir zamanda kalkacaktır. 

Merkez Bankasının kur-enflasyon çıkmazına karşı kararlı duracağını göstermesi gerekiyor, MB Başkanı ve yönetimi özeleştiride bulunmalı ve gerekeni yapmalıdırlar. Hazine ve Maliye Bakanlığı reel sektörün ve bankaların durumuna karşı ne yapacağını, bu kadar zararı nasıl karşılayacağını, kaynağı nereden bulacağını açıklamalıdır. BDDK güven sağlamalı, kredi yapılandırmaları kurala bağlı ve şeffaf olmalıdır. Vergi indirim ve destekleri adil olmalıdır.

Kamu bütçesinde, teşviklerde, vergi sisteminde verimsizlik sona ermelidir. Kayıt dışı ekonomi vergilenmediği takdirde bütçeden sektörlerin destek talebinin karşılanması mümkün değildir. Bütçe açığı artırılırsa enflasyon çok artar, bu artışı önlemek için dış kaynak bulunmalıdır. Yerli ve yabancı sermayede güvensizlik derinleşmektedir. Türkiye Balkan ülkelerine, Güney Asya ülkelerine göre maliyetlerin yüksek olduğu bir ülkedir. Eğitim sistemimiz vasıflı emek sorununu had safhaya çıkarmıştır. Temizlik yapacak, taşımacılık yapacak işçi bulunamıyor, algoritma yazacak uzman bulunamıyor, birçok sektörde iş bilen uzman veya usta bulunmuyor. Bu tarafta ise milyonlarca genç ya işsiz ya da diplomasıyla ilgisiz işlerde verimsiz bir şekilde çalışıyor. Böyle olunca sermaye yatırımlarını kaybediyoruz.

Türkiye yargı sistemi, hak ve özgürlükler, demokrasi standartları, basın özgürlüğü, eğitim kalitesi, bürokrasi kalitesi, vergi sistemi konularında cazip bir ülke haline gelmek zorundadır. Biz Çin, Rusya kadar büyük ülke değiliz, Brezilya gibi doğal kaynak zenginliğimiz yok. Türkiye ekonomisinin yükselişinde Avrupa Birliği standartlarına uyum, Avrupa sermayesinin Türkiye’ye gelmesi rol oynamıştır.  Turizmde, sanayide en büyük pazarımız halen Avrupa’dır.  Bu gerçekleri dikkate almazsak finansal sermayeyi de beşeri sermayeyi de çekemeyiz, hatta çekemediğimiz gibi sermaye çıkışı ve beyin göçünü de durduramayız.

Dolayısıyla ekonomi, eğitim, yapısal reformlar, dış politika, hukuk ve demokrasi, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü gibi her alanda yeni bir hamle yapmamız gerekiyor. Dünya dördüncü sanayi devrimine doğru yelken açmışken, bu hamleyi başarmakta artık zaman kaybedemeyiz. Bir ülkede katma değer ülkenin imajı ve insanın değeriyle birlikte yükselir. Türkiye altyapıda hamle yapmıştır, şimdi sıra hukuk, demokrasi, eğitim, kültür, ar-ge hamlesindedir. Türk özel sektörü ekonomik krizlere alışkındır, tecrübelidir. Türkiye’de hanelerin kredi borcu halen milli gelirin %20’si kadardır. Genç nüfusumuz ve kentleşme talep yaratmaya devam etmektedir. Halkımız paniğe kapılmamalı, döviz spekülasyonuna tevessül etmemelidir. Bu dönemde şirketler maliyetlerini düşürecek, verimliliği yükseltecek önlemler almalıdır. Şirket birleşmeleri bunun en önemli yollarından birisidir.  KOBİ’ler bu dönemde yeni ürünlere kaymalıdır.

Antalya turizmiyle, tarım ihracatıyla, Türkiye’den ve yurtdışından artan talebe konut satışıyla gelişmeye devam edecektir. Hükümet hızlı bir şekilde yapısal reform adımları atarsa ekonomide daha olumlu yönde gelişmeler göreceğimize inanıyorum.

M. Sadi KAN

ANSİAD Yönetim Kurulu Başkanı

 

Detaylı bilgi için;

Ebru ÇENGELOĞLU

Basın Danışmanı

E-mail: basin@ansiad.org.tr  

Tel: 0242 3120303