AV. PROF. DR. ERSAN ŞEN; “3713 SAYILI KANUN FETÖ’YÜ KURTARDI”


BASIN BÜLTENİ                                                                       2017 / 37

 AV. PROF. DR. ERSAN ŞEN; “3713 SAYILI KANUN FETÖ’YÜ KURTARDI”

2003 yılında terörle mücadele kanununda yapılan değişikliği eleştiren Av. Prof. Dr. Ersan Şen, “Cebir ve şiddeti elverişli vasıtalarla kullanmayan yapılara kimse dokunamaz denildi. Hani şu 15 Temmuz sürecinde ve şu anda ABD’de olup aranan şahsın kurtulmasına neden olan kanun. Çünkü bütün soruşturmalar o kanun eksikliği nedeniyle kapatılmış” dedi.

Antalya Sanayici ve İşadamları Derneği (ANSİAD) 2017 faaliyet yılı 15’inci Olağan Toplantısı Akra Otel’de gerçekleştirildi. Toplantı Başkanlığını ANSİAD üyesi Ragıp Ayağ’ın gerçekleştirdiği olağan toplantının konuğu, Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Av. Prof. Dr. Ersan Şen oldu. “Hukuk Devleti İlkesi ve Hukuk Güvenliği Hakkı” konusunun konuşulduğu toplantıya, Antalya Cumhuriyet Başsavcısı Ramazan Solmaz, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Cengiz Yıldız, Antalya Hukuk Fakültesini Geliştirme Derneği Başkanı (AHD) Av. Cengizhan Gököz, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Antalya İl Başkanı Mustafa Aksoy, Antalya Barosu eski Başkanı ve Türkiye Barolar Birliği Başkanı Başdanışmanı Av. Zafer Köken, Batı Akdeniz Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu (BAKSİFED) Başkanı ve ANSİAD Geçen Dönem Başkanı Ali Eroğlu, Antalya Organize Sanayici ve İşadamları Derneği (OSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kasapoğlu, Isparta Girişimci sanayici İş Adamları Derneği (IGSİAD) Başkanı Hasan Büyükçam,  ANSİAD üyesi iş insanları ve çok sayıda davetli katıldı. Devletin hukuku yönetmesi gibi bir durumun söz konusu olamayacağını dile getiren Şen, “Yargının bağımsız olması demek hiç kimsenin baskı yapamaması anlamına gelir. Bağımsız anayasa, kanunlara, hukuk kurallarına göre hareket edip onlar çerçevesinde vicdani kanaatleriyle karar verebilmesidir. Ama esas olan tarafsızlıktır ki, tarafsızlığın teminatları vardır” diye konuştu.

‘2003 YILINDA KALDIRILAN KANUNU YERİNE KOYUN’

Terörle mücadele kanununda yapılan değişikliklere dikkati çeken Av. Ersan Şen, 1991 yılında kaldırılan ve 2003 yılında değişiklik yapılan içerikle ilgili eleştiride bulunarak, sözlerini şöyle sürdürdü; “140, 141, 142, 163 kaldırıldı herkes bayram etti, yerine terörle mücadele kanunu koyuldu 1991 yılında. 3713 sayılı kanun. Onun birinci maddesine baktığımızda cebir ve şiddet yoktur ön şart olarak. 2003 yılında terörle mücadele kanununda bir değişiklik yapıldı. Cebir ve şiddet Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasayla kurulu düzenine ve özellikle Cumhuriyetin niteliklerine karşı kalkışabilecek yapılanmaların ön şartı olarak kabul edildi. Yani cebir ve şiddeti elverişli vasıtalarla kullanmayan yapılara kimse dokunamaz denildi. Açın bakın ben söylemiyorum, kanun söylüyor. Hani şu 15 Temmuz sürecinde ve şu anda ABD’de olup aranan şahsın kurtulmasına neden olan kanun. Geçen yine belirttim 2003 yılında kaldırılan kanunu bir yerine koyun dedim. Çünkü bütün soruşturmalar o kanun eksikliği nedeniyle kapatılmış. Neyle gideceksin ki müdahaleye, diyor ki adam silah yok ki bende.”

SÖZDE ERGENEKON VE BALYOZ DAVALARI

Maksat ve strateji belirlenmesi konusunda çalışma yapılması gerektiğini belirten Şen, “Çıkıp oradan buradan Türkiye Cumhuriyeti’ne her şeyi söyleyeceksin her türlü yapılaşmayı her türlü örgütlenmeyi gerçekleştireceksin ondan sonra bir canavara dönüşeceksin, nasıl baş edeceksin. Maksadın ne strratejin ne, olanı bertaraf etmek için ve yenilerine kapı açmamak için ne yapacaksın?” dedi. Türk Ceza Kanunu’nda düzenlemenin şart olduğunu dile getiren Şen, “Mesela TCK kanunlarında darbe yapabilmek için cebir ve şiddetin dibine vuracaksın, onun dışında hiç bir şey yapamazsın. Sözde Ergenekon, Balyoz davalarında bir kavram uyduruldu, kanunda yok. O aşamalara geldiğinizde bile size müdahale edilemez. Çünkü niye, 2004 yılında TCK, TBMM’ne geldiğinde, cebir ve şiddet veya tehditle darbe suçunun işlenebileceği yazılıyken, 2004 yılında tehdit unsuru ifade hürriyetinin, örgütlenme hakkının korunması adına geri çekildi. Bakın şu tercih doğrudur, burası başka bir memleket olur anlarım, bu sorunlarını çözmüşsün anlarım, ama dengeyi iyi kuracaksınız” diye konuştu.

KHK’LAR KALICI TEAMÜLE DÖNÜŞMEMELİ

20 Temmuz 2016 tarihi itibariyle başlayan OHAL sürecinde çıkarılan 28 KHK’nın doğru olduğunu dile getiren Av. Ersan Şen, “OHAL şimdi kalkmış olsa bile, en azından şu an tatbiki de mümkün değil, sıkı yönetim halinin, OHAL’in ilanına sebep olan, o sebepleri ortadan kaldırmayı mümkün kılabilecek geçici tedbirleri matuf ve sınırlı görmekle mümkündür. Yani, bu KHK’lar kalıcı, devamlı ve teamüle dönüşüp, olağan hukuki düzeninin kaybedildiği bir uzunlukta ve süreçte gerçekleştirilmemelidir” dedi. Hukukun ilke ve esaslarına göre kanun çıkarılacağını ve buna göre uygulanacağını kaydeden Şen, “Sadece kanun çıkarmak sorunu bir nebze çözse de önemli olan onu doğru ve dürüst uygulayabilmektir. Bu bakımdan hukukta, hukuk kuralarının kullanıcısı yargı, rasyonel, akılcı, ciddi, dürüst, eşit ve hukuki uygulamalar yapmak zorundadır” dedi. Türkiye’nin ihtiyacı olan en önemli meselenin yargı mensuplarının teminatlarının güçlendirilmesi olduğunu belirten Ersan Şen, “Çünkü ben yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı kavramlarının sadece anayasaya veya kanunlara soyut sözcükler olarak yazılmasının yeterli olmadığını düşünenlerdenim. Esas olan riyakatli, kapasitesi yüksek, hukuk misyonu olan hukukçuları kuvvetler ayrılığında, biraz önce belirttiğim hukuki denetimi yapabilecek, yeterli insanlar olarak o yerlere götürebilmemiz gerekmekte. Ayrıca onlara mesleki güvenceleri sadece sözle veya genel soyut metinelerde değil kanunlarda verebilmemiz de mümkündür. Bu, hukuk devleti ilkesinin ve hukuk güvenliğinin daha iyi yerleşebilmesi için gereklidir” diye konuştu.  

OHAL’İN UZAMASI ‘DEVLETÇİKLER’ OLUŞTURUR

OHAL’in uzatılması konusuna değinen Av. Prof. Dr. Ersan Şen sözlerini şöyle sürdürdü; “OHAL’in uzatılması konusu, ki ben onu 1 yıl olarak söylemiştim herkes bana gülmüştü, dedim 2 seneye şükredin 2 seneden daha fazla uzamaması için yalvarırsınız. OHALin uzamasının bir sorunu var, burada devletçikler oluşur, kendi başına buyruk hareket ederler, kendilerine göre karar verirler, kendilerini sistemin dışında görürler, denetimsiz görürler, bu yanlıştır. Buna asla izin verilmez vermeyeceğiz. Sistem de buna izin vermiyor.” ‘Senin savcın benim savcım’ şeklinde ayrıma gidebilecek farklı usul ve esaslarla tatbik edilen yargı siteminin fayda sağlamayacağını kaydeden Şen, “Bütün mahkemeler bütün insanlara ulaşabilecek, aynı usul ve esaslarla yargılama yapılabilecek şekilde dizayn edilmelidir. Yargı bir çatı altında toplanmalıdır. Senin mahkemen benim mahkemem, senin savcın benim savcım şeklinde ayrıma gidebilecek farklı usul ve esaslar tatbik edecek, yargı sisteminin fayda sağlamayacağına inanıyorum” dedi.

KHK’LAR KANUN DEMEK DEĞİLDİR

Kanun düzenlemenin anayasada ve TBMM iç tüzüğünde şekli ve şemali olduğunu belirten Şen, “KHK’lar kanun demek değildir. KHK’ların daha sonra da kanunla onaylanması da o KHK’ları kanun haline getirmez. Ben bunu hep söylüyorum, düzenlemeler yapın ama kalıcı düzenlemeler getirilmesin” dedi. Anayasa Mahkemesi’nin OHAL döneminde çıkarılan KHK’ları inceleyemeyeceğini söylediğini kaydeden Şen, “1991 yılında verdiği kararında, bu kararı da oy çokluğuyla vermişti, yargı ‘Ben Anayasa 148’inci maddeye göre kendimi yetkili saymıyorum’ dedi, ta ki OHAL durumu ortadan kalkıncaya kadar. Dolayısıyla o anlamda milletin iradesi doğru işlemiyor. Çünkü milletin iradesi demek temsili halkın, milletin, milletin içinde seçme kapasitesi olanların seçtikleri temsilcilerin, oralara gidip milleti yönetecek kanunları çıkarmasıdır” diye konuştu.

'MİLLETİN İRADESİ TEZAHÜR ETMİYOR’

Gelen bir soru üzerine yerel yönetimlerdeki istifalar konusunu değerlendiren Av. Prof. Dr. Ersan Şen, sözlerini şöyle sürdürdü; “Bir diğer konu ise son zamanlarda mahalli idarelerde istifa etmek zorunda kalan veya bırakılan Belediye Başkanları ile ilgili. Beldiye Başkanları’nın durumunu anayasanın 127. Maddesi ve 67. Maddesi çerçevesinde incelediğimizde milletin veya seçmenlerin, anayasanın o maddelerinde gösterilen şartlar gerçekleşmedikçe alınmaması gerekir. Bu bakımdan milletin iradesi çerçevesinde tezahür etmediği görülüyor. Zaten bakıldığında prosedür bağlı olduğu siyasi partinin talebi doğrultusunda gerçekleşiyor. Ama diyeceksini ki bu şartlarda bu vaziyette göreve devam edebilmeleri fiilen mümkün mü? Kanatimce değil. Bu bir görevlerin layıkıyla yerine getirilmemesinden kaynaklı ise idari ve adli denetim mekanizmaları Türkiye Cumhuriyeti’nde ortada. Onun dışında başka bir görev, kan değişimi ise belediye seçimleri 5 yılda bir yapılır ondan önce yapılamaz, hele anayasa değişikliğiyle bu imkansızlaştı. Bugün anamuhalefet partisi lideri söylemiş, biz bu belediye yerel yönetim seçimlerini erkene alalım diye. Anayasa değiştirmeden bunu yapabilmek mümkün değil, anayasayı da 367 ile değiştirirseniz, o zaman Cumhurbaşkanı da uygun görürse onu halka götürmeden geçirebilir. Tabi bu siyasi bir tercihtir.” Toplantı, ANSİAD Başkanı Abdullah Erdoğan ve Toplantı Başknaı Ragıp Ayağ’ın, Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Av. Prof. Dr. Ersan Şen’e günün anısına verilen plaket takdimiyle sona erdi.

Detaylı bilgi için;

Ebru ÇENGELOĞLU

Basın Danışmanı

E-mail: basin@ansiad.org.tr