DEVRİM COŞKUN BAŞARIR: ‘KADIN YABANCILAŞIYOR...’


ANTALYA, 8 MART 2017

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne özel, ANSİAD Kahvaltılı Toplantısı’nın konuğu, Aile Danışmanı ve Sosyolog Devrim Coşkun Başarır oldu. Başarır, iş insanlarına ‘Kadının Yabancılaşması’ üzerine bir sunum gerçekleştirdi.   

DEVRİM COŞKUN BAŞARIR: ‘KADIN YABANCILAŞIYOR...’

Antalya Sanayici ve İşadamları Derneği (ANSİAD) Yönetim Kurulu Üyeleri ve ANSİAD Üyeleri, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde bir araya geldiler

Toplantı Başkanlığının Dr. H. Rana Demirer’in yürüttüğü ANSİAD kahvaltılı toplantısının konuğu olan Aile Danışmanı ve Sosyolog Devrim Coşkun Başarır, iş insanlarına ‘Kadının Yabancılaşması’nı konu alan bir sunum gerçekleştirdi. Antalya Akra Barut Otel’de düzenlenen kahvaltıya, ANSİAD Başkanı Abdullah Erdoğan, ANSİAD Yönetim Kurulu Üyeleri Hatice Öz, İlhami Sancar Topay, Ahmet Erdal, Ahmet Öztürk ve Ercan Özbek, Uluslararası Antalya Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi Koordinatörü Ali Cem Başarır ve ANSİAD Üyesi iş insanları katıldı. Toplantı Başkanı Rana Demirer, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nün geçmişinin 1850'li yıllara uzandığını belirterek, "Grevden günümüze 160 yıl oldu. Her yıl 8 Mart'ı anıyor ve kutluyoruz. Fakat o zamandan bu zamana eşitsizlik devam ediyor” dedi.

MODERN DÜNYADA ÖZGÜRLÜK VE AiDiYET

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün kadınlara kutlu olduğu kadar erkeklere de kutlu olması gerektiğini belirten Aile Danışmanı ve Sosyolog Devrim Coşkun Başarır, “Biz ancak birbirimizle varlığımızı sürdürebiliriz. Sipinoza’nın belirttiği gibi, ‘Havaya atılan bir taş düşünebilseydi, kendi isteğiyle yere düştüğünü sanırdı’. İşte, modern dünyada özgürlük ve aidiyette bu kadar trajikomiktir” diye konuştu. Kadını zeytin ağaçlarının gövdesine benzeten Coşkun Başarır, “Hepsinin ayrı ayrı hikayeleri, duruşları, öznel şekilleri var. Tipik, prototip bir yakıştırma yapmadan ‘kadın budur’ demek isterim. Kadın, ‘erkeğin şaşkınlığıdır’ der bir Yunan atasözü. Günümüzde daha da eskilere 2350 yıl öncesine gidersek, Aristo, ‘bir aşağılık erkek’ diyerek kadını yaratılan ilk insan olarak, erkeğin defolu hali gibi görür. Kadın duygusallığını, zorluklarda ve acılarda yeryüzünde gözyaşı ve hüzün olan kadını, ‘sırrı olmayan sifenks’ diye dillendirir Oscar Wilde” dedi.

KADININ SABANIN İCADIYLA BİR SORUNU YOK

Toplumsal rol, iş bölümünün zorunlu konumlandırdığı bir yaşam biçiminde varlığını sürdüren kadınların, olağanüstü doğurganlık vasfını yok sayan sisteme eleştirileri olduğunu belirten Devrim Coşkun Başarır, “Kadının, sabanın icadıyla bir sorunu yoktur aslında. Olağanüstü doğurganlık vasfını yok sayıp, avcı-toplayıcı toplumdan bugüne kadar ‘evde kalan kadın’ profili gibi kavramsal tabloları eskimiş ve çözümsüz bulanlardanım. Çünkü modern hayat, bütün insanlığın hakikaten zorlanmakta ve acı çektirmektedir. Biz de aldık payımızı bu açıdan. Bilinç düzeyimizi daha ileri taşıyıp, farkındalığımızın arttığı günleri özlemle beklemekteyiz. Ve bu hep birlikte olur” diye konuştu.

ÖZDEĞERİNİ KAYBETDEN KADIN HEM DOĞAYA HEM DE KENDİNE YABANCILAŞIYOR

Üretim ve tüketim ağının ortasında bulunan kadının, toplumsal rollerinin tamamına idrak olamadığını ve yabancılaştığını dile getiren Devrim Coşkun Başarır, “Kadının hem doğaya, hem de kendi doğasına yabancılaştığını teorilerinde dile getirmiş bir çok bilim insanı var. Bu teorilerinin içinde yer alan ve büyük ruhsal travmalara sebebiyet veren ‘emeğin yabancılaşması’ dikkat edilmesi gereken bir sorundur. Emeğin yabancılaşması, üretici kadınların kendi ürettikleri metaları tam tanıyamaması ve metanın sistematik süreçlerine dahil olamamasından kaynaklanır. Sürekli aynı işlemi yapan işçi, tam hakim olamadığı ve tanıyamadığı ürüne yabancılaşma sonucunda, kendini işe yaramaz bir kimliğe büründürecek ve mutsuzlaşacaktır. Hatta üretimde bulunduğu materyale tam anlamıyla sahip çıkamayacak, bilgi eksikliğinden dolayı kendi kimliğine karşı da güvensizlik duyacaktır” dedi.

ARTIK KANDINLAR MAĞARANIN DIŞINA ÇIKMALI

Platon’un mağara alegorisindeki gibi hayatlarımızın içeride geçtiğine değinen Coşkun Başarır, “Mağara gördüğümüz ve gerçek sandığımız dev bir ışığın gölgesidir, yanılsamasıdır. Ne zaman yüzümüzü çevirip, zincirlerimizi kırıp mağaranın dışına çıkabilirsek, bu yanılsamayı da terk edebiliriz. Bu kolay bir süreç değil, zincirsizler dışlanabilir, zincirsizler psikolojik, fiziksel şiddete maruz kalabilir. Çünkü özgürlük hissini değiştiremeyiz. Nasıl mı? Toplu yanılsama!” dedi. Günümüz kadını olarak iyi bir eğitim almak, istediği mesleğe sahip olmak veya ilgi ve becerisi olan herhangi bir alanda çalışmak, iş yaşamının içinde olmak istediğini belirten Devrim Coşkun Başarır, “Yeni ‘çalışan kadın’ rolü, diğer rollere ekleniyor. Her kadın üstlendiği bu rolleri yeterli düzeyde gerçekleştiremiyor. Çünkü insanüstü bir çaba bile bunda yeterli olmuyor. Bir role gereğinden fazla önem verirken, bir diğerini aksatabiliyor. Fazlaca üstlendiği rollerin getirdiği ve bu nedenle, örneğin annelik rolünü aksatan bir kadının uzun vadede mutlu olma olasılığı azalıyor” dedi.

ÖNCE ‘BİZ’ DİYEBİLMELİYİZ

Depresif yarım yarım rollerle kendimizi tüketim kölesi yapmak zorunda olmadığımızın altını çizen Coşkun Başarır, “Sistemden bağımsız, sistemdeki eksik ve yanlışları görmeden, sadece roller üzerinde oynamalar yaparak köklü iyileşme gerçekleştiremeyiz. Kadını, erkeği, kültürü, geleneği ve doğal, dingin olarak, topyekün çözümleri küçük başlangıçlarla değiştirmeye harcanacak emek, suçluluk duygusuyla geçirilecek zamanın içini dolduracak yeni çözümler üretmeliyiz. Kadın annelik rolünü de, çalışan kadın rolünü de yapabilir eğer toplusal anlaşma buna izin verirse. O halde öncelikle, hep birlikte ‘önce ben’ demeden ‘biz’ demeye başlamalıyız” diye konuştu.

MODERN SİSTEM KADINI ‘TALİ’ KONUMA SÜRÜKLEDİ

Kadının tarihsel rol değişimine de işaret eden Devrim Coşkun Başarır, “Binlerce yıl ana tanrıça olarak tapınılan kadın tek nesne iken, zamanla erkekleri temsil eden ikonlar taşa kazınmıştır. Bu da anaerkil temellerin giderek zayıfladığı anlamına gelir. Bereket Tanrıçasının yedi memesinin yerini, silikon göğüsler almıştır. İş bölümü sonucu erkeğin sürekli dışarı işleri ile uğraşması ve üretim için gerekli araç gereçleri elinde tutması, mülk sahibi olmasına yol açmıştır. Değilse sorun ‘sabanın’ icadı değildir ama sürülen topraktan elde edilen ürünün artı değeriyle sahip olunan mülktür. Dolayısıyla cinsiyet eşitsizliğinin temelini oluşturan, onu besleyen ve yaşatan üretim araçları ve bu araçlara sahip özel mülkiyete dayalı ilişkilerdir” dedi.

YABANCILAŞMAYI KANIKSADILAR

Köleci toplumlarda kadının, kölelerin de kölesi olduğunu belirten Coşkun Başarır, “Modern sistemde de kadının durumu çok farklı değildir. Daha önce sermaye, özel mülkiyetle konumlanırken burada işçisine göre konumlanmakla birlikte kadın, tali plandadır. Artık kadının hem emeği hem bedeni pazara sunulmuştur. İnsanı insan yapan unsur onun bilinçli emeğidir. Ona yabancılaştığı ölçüde insanlığından uzaklaşır. Modernizimle bilrikte sanayi pazarına çıkan kadın, yine tüketim dünyasının ihtiyaçlarına göre konumlanmış, emeği hem yedek hem de ucuz işgücü olarak toplumsal üretimde artçı konumunda bırakılmıştır. Bir yandan eve hapsedilen kadın, geçim zorlukları içine itilince, tali çalışma alanlarında işgücü olarak çalıştırılmış, çalışmıştır. Yıllardır emeğinin sömürüldüğünün farkında bile olmayan kadın emeğinin ücretlendirilmesiyle, yeni bir değer biçilmesiyle birlikte, emeğin değerini daha iyi anlamıştır. Durum böyleyken Avrupa’da birçok kadının ‘burada en çok erkekler çalışıyor, biz ezilmiyoruz’ anlayışı da emeğine yabancılaşmayı ne kadar kanıksadıklarına örnektir” diye konuştu.

PEMBE DÜNYADA PEMBE GÖZLÜKLER KADINI YABANCILAŞTIRIR

Kadının yabacılaşmasının, toplumsal roller ve kişilik roller için çaba harcarken gerçekleştiğini kaydeden Devrim Coşkun Başarır, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dünyada kadın, toplam çalışma saatinin 3’te 2’sini sağlıyorsa, dünyada kadın, toplam gelirlerin 10’da 1’ine sahipse yabancılaşır. Toplumsal rolleri ve kişilik rolleri için çaba harcarken, beceremediği tüm rollerin üstesinden gelemediği zaman kadın yabancılaşır. Dayatılan sahte gerçeklik içinde, pembe dünyada, pembe gözlüklerle, cinselliği, anneşiği, kadınlığı sorgulanan, metalaştırılan kadın yabancılaşır. Şahsiyetini, tükettiği her şeyle obeze dönüşmüş kadın yabancılaşır. Toplumsal bilinç, kendi öz saygısını kazanmak ve işte, evde erkek tarafından yardımcı olunmayan, cinsiyet ayrımcılığına her yerde maruz kalan kadın, yabancılaşır. ‘Erkek gibi kadın’ olmak, kadını kendine yabancılaştırır. Kendine yabancılaşan kadın, ne özel ne kamusal alanda gerçekliğini ortaya koyamaz. En çıplak ve donuk bir ifadeyle ‘sürdürülebilir üretimde fayda sağlayamaz.’ Kadının yabancılaşması, yenilmiş bir başkaldırıdır ve yenilen aslında bütün insanlıktır.”

COŞKUN BAŞARIR’A PLAKET

Modern dünyanın ve kapitalist öznenin nesnesi olmamak için, faklılıklarımızı beslememiz gerekiğini dile getiren Devrim Coşkun Başarır, “Eşit olduğumuz aydınlık günler için artık birlikte, yanyan yaşayabileceğimizi kanıksamak ve bundan huzur duymak zorundayız. Yoksa bu dünyadan payımıza düşen, büyük bir sirk gösterisinin hem seyircisi hem oyuncusu olmaktan öte gidemeyecektir. Yabancılaşma topyekün üzerimize gelirken, burada sonuçlar üzerine tartışmaktan çok, anlam bulma ve mağaradan dışarı koşma coşkusunu yakalamayı dilerim” dedi. Toplantı, ANSİAD Başkanı Abdullah Erdoğan ve ANSİAD Üyesi, Toplantı Başkanı Dr. Rana Demirer’in, Aile Danışmanı ve Sosyolog Devrim Coşkun Başarır’a plaket sunumunun ardından son buldu.

Toplantıyla ilgili detaylı bilgi için;

Ebru ÇENGELOĞLU

Basın Danışmanı

E-mail: basin@ansiad.org.tr

Tel: 0242 3120303

Fax: 0242 3215511