ANSİAD BAŞKANI ALİ EROĞLU’NUN ANSİAD ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMA METNİ


Değerli konuklar,

Yeni yıl dilekleri için bir aylık süre vardır ve sanırım herkesin güzel dileklere, temennilere çok ihtiyacı var. Bu nedenle her şeyden önce ANSİAD olarak Türkiye’ye, dünyaya, barış, kardeşlik, sevgi, saygı, huzur ve adalet dileklerimizi sunmak istiyorum.

Ansiad üyeleri olarak, işimizde bir başarı sağlanmış, vergisini veren, katma değer yaratan, dürüst ve onurlu yaşamaya çalışan işadamları olarak, ülkemize, milletimize karşı sosyal sorumlulukla bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Biz sadece konuşmuyoruz, elimizi taşın altına koyuyor, sosyal katkı yapmaya gayret ediyoruz. Bugüne kadar ihtiyacı olan eğitim kurumlarına ve öğrencilere yardım amaçlı çok şey yaptık. Girişimciliğin gelişmesi için bölgemizde onlarca üyemizle koşturduk. Antalya’nın 3 T’sine bir de girişimciliğin G’sinin katılmasının mücadelesini verdik.

ANSİAD, üyelerinin çıkarları için koşturan bir lobi değildir, faaliyetlerimizin neredeyse tümü öğrenme, ortak akıl oluşturma ve sosyal amaçlı faaliyetlerdir. Biz değişimin önce kendimizden başlaması gerektiğine inanan, konuşmadan önce eylem yapmaya, örnek olmaya çalışan bir topluluğuz.

Elbette, bizler dünyayı unutan, toplumu unutan, sokaktaki insanı unutan insanlar değiliz. Dünyanın derdi de, Türkiye’nin ücra bir köşesindeki vatandaşımızın derdi de bizim derdimizdir.

 

Sevgili Konuklar,

Bugünlerde bir tarafta küresel terör, diğer tarafta küresel ısınma karşısında artık “bize bir şey olmaz” deme zamanının çoktan geçtiğini de açık bir şekilde görüyoruz.

Geçen hafta Paris’teki terör olayları maalesef çok şeyi gündeme getirdi. Birincisi İslam adına terörün sadece İslam ülkelerine zarar verdiği çok açık görüldü. Paris olayı Yüce İslam dininin imajını bir kez daha zedeledi, Gazze’yi unutturdu. Orta Doğu’da, Asya’da ve Afrika’da her gün ölen binerce sivil masum insan unutuldu.

Ancak, bu gerçeğe rağmen, ister komplo olsun, ister bireysel eylem, İslam ülkeleri yani bizler, neden bu akıldışı eylemlerin odağı olduklarını düşünmek zorundayız.

İslam ülkeleri olarak, 1980 İran devriminden sonra İslam algısının neden böyle değiştiğini, bizim bunda hiç mi sorumluluğumuzun olmadığını düşünmek zorundayız.

Fransa’nın teröre karşı tek yürek olup, milyonlarca insanı sokağa dökmesi, iktidar ve muhalefetin birlikteliği de ayrıca bir derstir. Türkiye teröre binlerce kurban verdi. Maraş, Sivas, Dağlıca,  Uludere, Reyhanlı, 6-7 Ekim olayları saymakla bitmez. Buna rağmen Türkiye bir kez olsun böyle bir beraberlik gösteremedi.

Bugün halen bir araya gelememeye devam ediyoruz. Gazetecilerimiz, sanatçılarımız, yazarlarımız, hukukçularımız, bilim adamlarımız, işadamlarımızda bu ortamdan etkileniyorlar ve sosyal sermayemiz zayıflıyor.

Türkiye ekonomisinin orta gelir tuzağında olması, verimsizlik ve yüksek dolaylı vergiler nedeniyle rekabet gücümüzün düşmesi hukuk sisteminden eğitime kadar yapısal reformlar olmaksızın gelişme sınırına geldiğimizin işaretidir.

Türkiye demokrasi, hukuk, insan hak ve özgürlükleri alanında daha ileri düzeyde olmalıdır. Bunu yaparsak ekonomide de, her alanda da daha ileri gideriz ve dünya barışına katkı yapan güçlü bir millet oluruz. Bu nedenle buradan herkese sevgi, saygı, adalet, eşitlik, hakkaniyet, hoşgörü, şeffaflık, yurttaşlık hak ve sorumluluklarına sahip çıkma konularında bir kez daha çağrı yapıyoruz.

 

Değerli konuklar,

Küresel terör kadar ciddi bir sorunun küresel ısınma olduğu gerçeğini de artık daha fazla dikkate almalıyız. Antalya’nın bu hafta başında yaşadığı fırtına kente, konutlara, işyerlerine, tarım üretimine büyük zarar verdi. Küresel ısınma nedeniyle bundan sonra olağanüstü doğa olayları, görülmemiş yapışlar, görülmemiş sıcak ve soğuk dalgaları yaşayacağımızı biliyoruz.

Çevreye zarar verdikçe, kentlerimizi, binalarımızı, işyerlerimizi, seralarımızı yanlış yer ve şekilde kurdukça gelecekte daha büyük bedeller ödeyebiliriz.

Türkiye’nin toprak ve su fakiri bir ülke olduğunu, yüksek gümrük vergileri olmasa tarımda da tamamen dışa bağımlı hale gelmemizin mümkün olduğunu bilmemiz gerekir.

Tarım üretiminin bir yıl kuraklık, sonraki yıl don nedeniyle tarım üretiminin düşmesi ve gıda enflasyonu bu açıdan bir alarm olmalıdır. Dünya nüfusu her 15 yılda 1 milyar kişi artması gıda ve su güvenliğini, dolayısıyla tarımın ve çevrenin korunmasını her gün daha önemli hale getirmektedir. Türkiye’de sanayi yatırımları yurtdışına giderken, tarımın modernizasyonu, çevre kalitesinin ve sosyal sermayenin yükseltilmesi her zamankinden daha fazla öncelik gerektirmektedir.

Çevrenin korunması Antalya için de hayati bir konudur. Antalya ekonomisi ne kadar değişse de turizme ve tarıma bağımlılığı değişmemiştir. Turizm ve tarım tabiata, çevrenin korunmasına bağlıdır. Gönül ister ki, bunları tekrar tekrar söylemek zorunda kalmayalım. Ama bilmiyorum nedendir, tekrarlamak mecburiyetinde kalıyoruz.

Bu akşam artık aynı şeyleri tekrarlamak durumunda kalmamayı, artık yeni şeyler konuşmayı, her konuda daha ileri düzeyde, detaylar üzerinde konuşmaya başlamayı diliyorum. Çünkü medeniyet detaydadır ve bizim de detaylara odaklanmamız gerekirken, halen hep aynı genel konuları konuşmak zorunda kalıyoruz.

Ancak, bugünün sorunlarına takılıp kalmaya da gerek yoktur. Dünya küresel bir işbirliği olmadıkça terörü, küresel ekonomik krizi önleyemeyeceği daha iyi görmektedir. İnsanlık 2.Dünya Savaşı’ndaki gibi ırkçılığa, fanatizme bir kez daha izin vermeyecektir. Türkiye dünyaya daha açık, dünyaya daha yakın, evrensel standartlarda olmanın önemini bilen bir ülkedir. Türkiye hukukun değerini, hukukun herkese gerekli olduğunu, ekonomide reform mecburiyetini daha iyi anlamaktadır. Artık yalnızca altyapı yatırımı ile gelişeceğimiz, insana daha fazla yatırım yapılması gerektiği, eğitim kalitesinin, kentsel yaşam kalitesinin artması gerektiği de anlaşılmış durumdadır. Artık önemli sorunlarda çözüm yolları konusunda ortak bir noktaya gelinmektedir. Teknoloji herkesi daha şeffaf, daha hesap verir hale getirecektir. Kişilerde, devletlerde daha şeffaf, daha sorumlu olacaktır. Çocuklarımız, gençlerimiz özgürlüklerine, onurlarına, haklarını da daha çok sahip çıkacaklar. Türkiye tarihinin, kültürünün, toprağın zenginliği daha iyi keşfedecek ve gelişecektir.

 

Sevgili konuklar,

Ansiad olarak geleneksel basın, kültür ve sanat ödüllerimiz basın özgürlüğüne ve sanata verdiğimiz değerin sembolüdür. Özgür basın demokrasinin temellerinden birisidir. Sanatçılar, yazarlar ise bir ülkenin, dokunulmaz olması gereken, yüceltilmesi gereken en büyük zenginliği, en büyük gücüdür. Ödül alan arkadaşlarımızı kutluyor, Antalya’nın kültür dünyasına değer katmış Esen EMEKÇİL’i saygıyla ve rahmetle anıyorum.

ANSİAD’ın aramızdan ayrılmış olan üyelerini de saygıyla anıyor, bütün üyelerimize her zaman daha güzel yıldönümleri diliyorum.

Bu akşamı bizimle paylaşan bütün konuklarımıza, dostlarımıza teşekkür ediyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.